Her şeyi kızımın mutluluğu için verdim… ama karşılığında ihanet buldum
Lüksün peşinde koşmadım hiç. Hayatım fedakarlıklar, çalışmak ve sessizce katlanmakla geçti. Kaderden ya da insanlardan fazlasını istemedim. Tek dileğim kızımın mutlu olmasıydı. Bir ailesi, sıcak bir yuvası olsun diye her şeye razı geldim. İçim parçalansa bile…
Adım Aylin, 57 yaşındayım. Kızım Elif, bana kalan tek varlık. Eşim Cemal, Elif sekiz yaşındayken vefat etti. Ben daha otuz iki yaşındaydım. On yıllık evliliğimiz, hayatımı “önce” ve “sonra” diye ikiye böldü. O günden sonra kendim için değil, onun için yaşadım. İki işte çalıştım, okusun, giyinsin, hayaller kursun diye…
Elif üniversiteyi bitirip iyi bir iş buldu. Sonra Emre’yle tanıştı. Kızımın “güvenilir” dediği bu sessiz, kibar genç evlenme teklif ettiğinde içim rahattı. Düğün hazırlıkları başlayınca bir soru takıldı aklıma: Nerede yaşayacaklardı?
Annemin Tekirdağ’daki tek odalı evi dar gelirdi. Benim Ankara’nın göbeğindeki iki odalı dairemse ferah, tertemizdi. Tereddüt etmeden karar verdim: Annemin yanına taşınacak, evimi onlara verecektim. Yıllarca yaşadığım evden ayrılmak zordu ama “Elif için” diyordum kendime. Onların geleceğine yatırımdı bu.
Vedadan önce badana yaptırdım, muslukları yeniledim. Lüks tadilat için param yoktu ama ev bakımlıydı. Elif, “Anne çok şirin olmuş” dediğinde inandım.
Ta ki kaynanası Leyla Hanım gelene kadar. Yüksek sesli, buyurgan tavırlı bu kadın ilk ziyaretinde sordu:
“Buranın esaslı tadilatı ne zaman olacak Aylin Hanım? Gençler yepyeni bir evle başlamalı!”
“Bütçem yetmedi” demeye kalmadan sözümü kesti:
“Duvar kâğıtları dedelerden kalma! Mutfak sanki 90’larda takılmış. Kim böyle yaşar?”
İçimi yutarak sordum:
“Beğenmiyorsanız, maddi destek olabilir misiniz?”
Alaycı bir gülüşle, “Başkasının evine para mı sokarım?” deyip çevirdi sırtını.
Susmak zorunda kaldım. Acıydı… Ama Elif’in huzuru için katlandım. “Görümcelik budur” deyip annemin yanına yerleştim. Arayıp sormadım, davetsiz gitmedim. “İstediklerinde yanlarındayım” diye düşündüm.
Ne zaman ki “isteyeceklerini” sandığım gün geldi…
Yılbaşı için pazar yaptım. “Belki onlara da bırakırım” diye fazladan aldım. Torbalar ağırdı, telefonumu çıkaramadım. “Nasılsa annesiyim” diye çaldım kapıyı.
İçeride Leyla Hanım vardı. Mutfak tezgâhında çayını yudumluyor, menü listesi hazırlıyordu. Donakaldım:
“Yılbaşı hazırlığı mı yapıyorsunuz?”
Bana yabancıya bakar gibi baktı:
“Habersiz misiniz? Ailece burada kutlayacağız. Emre’nin akrabaları, bizimkiler… Hepsi gelecek.”
“Hepsi”nin içinde ben yoktum. Annem de…
Yüreğime bir kırık saplandı. Evimi vermiştim. Kenara çekilmiş, yük olmamıştım. Karşılığım? İlk ortak yılbaşımızda bile yerim yoktu. Sanki hiç var olmamıştım.
Çıkıp gittim. Torbaları kapı önüne bıraktım. Kimse peşimden koşmadı. Bir mesaj bile gelmedi.
Nasıl unuturum bunu? İçimdeki bu kırıkla nasıl yaşarım? Verdiğim her şey… Aldığım vefasızlık… Minnettarlık beklemiyorum artık. Sadece bir anne olarak ihaneti hak etmediğimi biliyorum.
Siz olsaydınız… affeder miydiniz?




