Bugün günlüğüme bir şeyler yazmak istedim. Çünkü hayat bazen ne garip dönüşler yapıyor… Kayınvalidem, Ayşe’yi sürekli bilgisayar başında zaman geçirdiği için eleştiriyordu. Ama her şey bir anda değişti. Sadece bir hediye, her şeyi farklı kıldı.
“Bu ne biçim gelin böyle? Ne yemek yapıyor, ne temizlik. Bütün gün ekran karşısında, sanki bir robot! İnternette adamlarla konuşuyor, bir de tuhaf şeyler söylüyor: hatalar, yazılımlar, kopyala yapıştır… Nedir bunlar?” diye homurdanıyordu Fatma Hanım, sesini tüm eve duyurarak.
“Anne, lütfen başlama yine,” diyordu oğlu Emir sakince. “Ayşe bir yazılımcı. Konuştuğu kişiler müşterileri. Onlar için program yazıyor, para kazanıyor. Hem de benden daha fazla.”
“Milyonlar kazansın fark etmez,” diye diretirdi kayınvalide. “Kadın kadın gibi olmalı, bu internet örümceği gibi değil. Umarım doğum günümde bir saat bile olsa o klavyeden ayrılır?”
Fatma Hanım doğum gününü mütevazı ama şık bir şekilde kutlamaya karar verdi—yakın arkadaşları ve aileyle küçük bir kafede. Herkes gülüyor, şakalaşıyor, kadeh tokuşturuyor, birbirine hediyeler veriyordu. Kimi çikolata kutusu, kimi battaniye, kimi tencere… Her zamanki gibi.
Sıra Emir ve Ayşe’ye geldiğinde, herkes sustu.
“Anneciğim,” diye başladı Emir, yüzünde sıcak bir gülümsemeyle. “Ayşe’yle birlikte seni doğum gününde kutluyoruz. Sana sağlık, huzur ve uzun ömür diliyoruz. Ama sadece iyi dileklerle yetinmek istemedik.”
Bir zarfla çıktı öne, üzerinde kurdele vardı. Fatma Hanım zarftan çıkanı görünce donup kaldı.
“Bu… termal otel rezervasyonu mu?” diye fısıldadı.
“Evet,” dedi Ayşe gülümseyerek. “Tam bir ay. Tabii yalnız değil, babanızla birlikte. Her şeyi ayarladık: oda, terapiler, hatta transfer.”
“Aman Allah’ım, bu ne kadar tuttu ki?” diye ellerini açtı Fatma Hanım. “Bu… inanılmaz!”
“Hepsini Ayşe ödedi,” dedi Emir rahatça. “Yazılım işi böyle güzel şeyler yapmamıza izin veriyor. Dedi ki, sağlıkta tasarruf olmaz.”
Kayınvalide uzun zamandır ilk kez gelinine baktı—önyargısız, sinirsiz. O “bilgisayar delisi” dediği kızın yerine, şimdi iyi kalpli, başarılı bir genç kadın görüyordu.
“Biliyor musun…” dedi Fatma Hanım, sesi titreyerek. “Senin ne kadar akıllı bir kız olduğunu hiç fark etmemiştim. Hem iyi para kazanıyorsun, hem de bizi düşünüyorsun… Beni affet Ayşe’ciğim. Anlamamışım.”
“Sorun değil,” dedi Ayşe yumuşakça. “Farklı bir iş olduğunu biliyorum. Ama Emir’i seviyorum, sizi seviyorum. Mutlu olmanızı istiyorum.”
O an Fatma Hanım’ın yüzü değişti. Dudakları gülümsedi, gözleri parladı. Ayşe’yi kucakladı ve duygularını saklamadan haykırdı:
“İşte benim gelinim! Herkese anlatacağım! Sadece zeki değil, sadece uzman değil, bir de altın kalpli. Şimdi dilim varmaz kötü bir şey. Size yemek getireceğiz—çorba, börek, köfte, ne isterseniz!”
O günden sonra evde huzur yerleşti. Fatma Hanım artık Ayşe’yi bilgisayarı yüzünden azarlamıyor, aksine komşulara övüyordu: “İşte benim Ayşe’m—geleceğin kadını, bir yazılımcı!”
Ve her şey, biraz anlayışla ve samimi bir hediye ile değişmişti. Yürekten gelen bir hediye…




