**Mor Gözlükler**
ÇİLGİN.
Kirli ve zayıf bir köpek acıyla çığlık attı. Taş, patisine isabet etmişti. Tüm gücüyle kaçabildiği kadar hızlı koşuyordu. Arkasına bakmadı; o mahallenin çocuklarının yine peşinde olduğunu biliyordu. Acımasız, kötü niyetli, tehlikeliydiler. Oysa o sadece açtı. Sadece bir sokak köpeğiydi…
* * * *
Efe, annesine bakıyor, söylediklerini anlamaya çalışıyordu. Yakında dokuz yaşına basacaktı. Hayatında hiç babası olmamıştı, hiç dedesiyle ninesini tanımamıştı. Eskiden sık sık sorardı, ama anlayabileceği bir cevap bulamamıştı. Sonra, bir yıl önce, annesiyle hayatlarına Eren girdi. Efe’nin elini sıkmış, karşısında çömelerek onunla aynı hizaya gelmişti. “Artık bizimle yaşayacaksın, bana baba diyebilirsin,” demişti. İlk başta sevinmişti ama sonra öğrendi ki onlar Eren’le yaşayacak değil, kendileri ona taşınacaktı. Taşınmak istemiyordu; burası arkadaşlarının olduğu yerdi. Burası onun odası, oyuncakları… Annesi tüm oyuncaklarını alacaklarını, yeni evde de bir odası olacağını söyledi. Arkadaşlara gelince, onlar zamanla olurdu… Efe Eren’e kızıyor, onunla konuşmaktan kaçınıyordu…
* * * *
“Oğlum, git biraz dışarıda oyna! Bak ne kadar çocuk var!”
“Anne, onları tanımıyorum ki…”
“Efeciğim, ne demek? Ben de kimseyi tanımıyorum, biliyorsun, benim de zor oluyor. Mutlaka alışacağız, tanışacağız! Önemli olan ilk adımı atman! Sonrası kolay! Bak ne güzel bir oyun parkı var! Harika değil mi?”
Nitekim kısa sürede oğlanlarla kaynaştı. Biraz daha büyüklerdi, heyecan vericiydi.
“Bakın, Çılgın! Çabuk, taş alın! Hadi, hadi!”
Efe de taşı kaptığı gibi onlara katıldı. Çöp konteynerine doğru topallayarak ilerleyen bir köpek vardı. Yaşlıydı, zor yürüyordu. Çocukları görünce kafasını eğip kaçmaya başladı. Peşine düşen çocuklar hâlâ taş atıyordu. Köpek, Efe’nin apartmanının yanındaki leylak çalılarının arasına saklandı.
“Ne yaptı size bu köpek?” Efe bağırıyordu. “Zararsız bir şey yapmadı ki! Niye kovalıyorsunuz?”
“Ne diyorsun? Sokak köpeği o! Kuduza yakalanmıştır! Tam bir çılgın! Bütün sokak köpekleri tehlikelidir!”
“Ama size yaklaşmadı bile! Yiyecek arıyor sadece! Vurmayın ona!”
“Sen deli misin?”
Diğerleri gitti, Efe ise olduğu yerde kalakalmıştı. Gözlerinden yaşlar süzülüyor, bacakları titriyordu. Apartman kapısına yöneldiğinde, çalıların arasından köpeğin gözleri ona dikilmişti. Üzgün, dikkatli bakışlar. “Ya gerçekten çılgınsa?” diye geçirdi içinden. “Birden atlayıverirse…” Hızla kapıyı çekip içeri girdi.
Uzun süre sakinleşemedi. Annesi banyoya gidince ceplerine ekmek doldurdu, iki sosis kapıp sessizce dışarı süzüldü.
“Çılgın… Çılgın…” diye fısıldadı.
Çalılar hışırdadı, köpeğin burun kısmı göründü. Bir sosis attı, sonra diğerini, sonra tüm ekmeği. Köpek hızlıca yiyor, etrafı kollayarak lokmaları yutuyordu. İşte böyle başladı köpekle çocuğun arkadaşlığı…
* * * *
“Efe, maça bilet aldım! Ne dersin? Geliyor musun?” Eren gülümsüyordu.
“Vaktim yok,” diye tersledi Efe, dudaklarını büzmüş.
Her seferinde böyleydi. Yeni bir tren seti, lunapark gezisi ya da annesinin Eren’i azarladığı bol yağlı hamburgerler… Efe hep surat asıyordu. Sevmiyordu bu adamı. Babası değildi, arkadaş da olmayacaktı.
“Efe,” dedi annesi gülerek. “Dedeni nineni hep merak etmişsindir, değil mi?”
“Hımm,” diye kaşlarını çattı.
“Eren’le izin aldık, gelecek hafta köye gidiyoruz! İki hafta kalacağız! Heyecanlı mısın?”
“Değilim ve gitmiyorum. Vaktim yok.”
“Nasıl vaktin yok? Ne yapacaksın burada?”
“Hiçbir şey! Anladın mı? Onlar benim dedem ninem değil! Onun ailesi! Sen onunla git! Benim işlerim var!”
Bağırarak odasına kapandı. Çılgın’ı bırakamazdı! Köpek nihayet biraz toparlanmış, yaraları iyileşmiş, topallığı da neredeyse geçmişti… İki hafta çok uzundu!
“Viktor, bana bu tonda nasıl konuşursun? Bu ne hal?”
“Ne oluyor burada?” Eren işten dönmüş, tartışmaya şahit olmuştu.
Efe odasına atılıp kapıyı çarptı. Annesiyle Eren’in kavga ettiğini duyuyor, konuşmalarında köpeğinin adı geçtiğini bile zannetti. Kulaklarını tıkadı… Bütün bunlar Eren yüzündendi. Annesi hiç böyle konuşmazdı eskiden…
“Ne haber, delikanlı?” Eren omzuna dokundu. “Bana anlatsana, bu sürekli meşguliyetin nedir?” Gülümsüyordu.
“Yok,” diye homurdandı Efe, elini silkelemeye çalıştı.
“Kızma bana. İyi niyetle geldim! Öyleyse bana şu Çılgın denen arkadaşını göstersene!”
“Sen nereden biliyorsun?” Efe’nin kalbi küt küt atıyordu. Eren sadece gülümsedi. “Anneme söyleme, kimseye söyleme.”
“Niye öyle saklıyorsun bu arkadaşını?” Eren kaşlarını çatmıştı.
“Diğer çocuklar dalga geçer, annem kızar.” Başını öne eğdi.
“Bak, bir teklifim var! Köpeğini dedenlerin yanına götEren, Efe’nin omzunu sıktı ve “Hadi, şimdi gidip Çılgın’a bir tasma alalım ki yolculuğa hazır olsun,” dedi.




