Annem ağır hasta ve ben bu duruma karşı hiçbir his duymuyorum. Bunu hak etti.
Apartmanımızda Emine Teyze adında yaşlı bir kadın yaşıyordu. Herkese yardım etmeye hazır, iyiliksever bir komşuydu. Annem hasta olduğunda, ben işteyken ya da çocuklarla ilgilenirken, o sık sık bize gelip anneme bakardı. Onun özenli ilgisi sayesinde annem yavaş yavaş iyileşmeye başladı.
Fakat bir süre sonra Emine Teyze de ciddi şekilde hastalandı. Durumu çok daha kötüydü ve hastaneye yatması gerekti. O ana kadar onun yalnız bir kadın olduğunu, ne çocuklarının ne de yakından bir akrabasının bulunmadığını sanıyordum. Meğerse bir oğlu, büyük bir şirkette üst düzey yöneticiydi; bir kızı, kendi işini kuran başarılı bir girişimciydi; üstelik birkaç torunu da vardı. Hepsi varlık da içindeydi, ama yıllarca komşuluk yaptığımız halde hiçbirini ziyaretine gelirken görmedim.
Emine Teyze hastaneye yatınca, kızı eşyalarını toplamak için eve geldi. Onu koridorda görünce yardım teklif ettim, hastalara nasıl bakılacağı konusunda deneyimlerimi paylaşmak istedim. Ama verdiği cevap içimi ürpertti:
“Beni ilgilendirmez. Doktorun söylediklerini getirdim, başka bir şey istemiyorum. Geldiğim için şükretmesi lazım.”
Bu kadar soğuk bir tavır karşısında donup kaldım. Bir insan kendi annesine nasıl böyle davranabilirdi? Listelenmiş eşyaları bırakıp, tek kelime sıcaklık göstermeden gitmek…
Her akşam iş çıkışı hastaneye uğrar, ona moral vermeye çalışır, günlük olayları anlatır, gülümsetmek için uğraşırdım. Eve döndüğümdeyse hep o kızın kayıtsızlığını düşünürdüm.
Annem bunu duyunca, “Ailelerinin içinde neler yaşandığını bilemezsin. Belki de çocuklarının ona sırt çevirmesi boşuna değildir,” dedi.
“Ama sonuçta bu onun annesi, ne olursa olsun.”
“Herkes senin gibi düşünseydi, dünya çok daha güzel bir yer olurdu.”
Bu sözler beni derin düşüncelere itti. Gerçekten de başka ailelerin iç yüzünü, saklı kırgınlıklarını, yaralarını bilemezdik. Ama yine de, insana hayat veren birine karşı bu kadar duyarsız olmayı anlayamıyordum.




