Bu hikaye daha yeni yaşandı ve şimdi bile her aklıma geldiğinde içim titriyor. Bu sadece bir aşk hikayesi değil, kaderin bize nerede ve nasıl sürprizler yapabileceğinin, imkansız sandığımız anlarda ikinci şansları sunabileceğinin güzel bir örneği. Kahramanım, 76 yaşına yeni basan babaannanem Ayşe Hanım.
Evet, yanlış duymadınız! 76 yaşında yeniden evlendi. Nişanlısı Mehmet Bey ise 78’inde. Tanışmaları mı? Mezarlıkta. Kulağa tuhaf geliyor, değil mi? Ama kader, hayatımızı değiştirecek kişiyle nerede ve ne zaman karşılaşacağımızı sormaz önceden.
Ayşe Hanım yıllardır yalnız yaşıyordu. Dedem on yıl önce vefat etmişti ve babaannem onun mezarını sık sık ziyaret ederdi: çiçeklerini sular, taşını temizler, sessizce onunla konuşurdu. Bu, onun için bir ritüeldi. Derken bir gün, yan mezarda da sürekli aynı yaşlı adamın geldiğini fark etti. Adam da çiçekler getirir, etrafı düzenler, sessizce otururdu—sanki anılara dalmış gibi.
Önce sadece bir “Merhaba” ile başladı selamlaşmaları. Sonra biraz daha ısındılar, bazen birkaç kelam ettiler. Zamanla sohbet koyulaştı—havadan sudan, hayattan, kayıplardan… Mehmet Bey’in eşi on bir yıl önce vefat etmiş. O günden beri yalnız yaşıyor, çocukları uzak şehirlerdeydi, nadiren geliyorlardı. Babaannemle aralarındaki bu sohbetler, ikisi için de bir nefes oldu.
Babaannemin şakayla “mezarlık arkadaşlığı” dediği bu ilişki, bir gün Mehmet Bey’in onu eve kadar geçirmesiyle farklı bir hâl aldı. Birlikte yürürken zamanın nasıl geçtiğini, eski günleri konuştular. Her geçen gün daha da yakınlaştılar. Derken bir gün Mehmet Bey, “Ayşe,” dedi, “ bol bol yalnızlık çektik, belki artık yeter?”
Babaannem gülümsedi ve her şey o an belli oldu.
Düğünleri sade ve samimiydi. Masada en yakınları vardı: ben, annem-babam, babaannemin iki eski dostu ve apartmandan komşu teyze. Kimse içki içmedi—Mehmet Bey zaten hiç içmez. Kola dolu bardağını kaldırıp bir şeyler söyleyecekken birden sustu ve babaanneme baktı. Sessizlik çöktü.
“Ayşeciğim…” dedi yavaşça. “Beni tanıdın mı?”
Şaşkınlıkla birbirimize baktık. Babaannem sarardı, dudakları titredi ve sonra başını salladı.
“Tanıdım… Mehmet. Çoktandır tanıyorum seni.”
Meğerse bu, onların ilk evlilikleri değildi. Tam elli sekiz yıl önce de nikâh masasına oturmuşlardı. O zamanlar babaannem 18, Mehmet Bey 20 yaşındaymış. Sadece iki ay dayanabilmişler—huyları uymamış. O, onu sıkıcı bulmuş; o da onu sorumsuz ve havai… Hızlıca ayrılıp yollarını ayırmışlar.
Sonra her biri kendi hayatını kurmuş, ailelerini büyütmüş. Ama kader, her şeyi yeniden düzenlemeye karar vermiş. Yıllardır acıyı, yalnızlığı ve sabah sessizliklerini yaşadıktan sonra yeniden buluşmuşlardı. İnternetten değil, bir tanıdık vasıtasıyla değil—mezarlıkta, çoğu hikayenin bittiği yerde, onlarınki yeniden başlamıştı.
Şimdi babaannemin gülüşü farklı. Sabahları eskiden yapmaya üşendiği pankekleri yapıyor, giyinip süsleniyor. Mehmet Bey ev işlerine yardım ediyor, bozulan sandalyeleri tamir ediyor, patates soyuyor ve akşamları gazeteyi sesli okuyor. İkisi de ruhlarında yeniden gençleşiyor.
Ben onlara bakıyor ve inanıyorum: Aşk ölmez. Belki saklanır, belki gözden kaybolur ama dönmesi gerekiyorsa mutlaka bir yolunu bulur. Hatta bu yol mezarlıktan geçse bile…
Kaderle tartışmayın. Onun rotası çoğu zaman bizim planlarımızdan daha akıllıcadır.




