Kızımın Mutlu Bir Ailesi Olduğunu Sanıyordum… Ta ki Onları Ziyaret Edene Kadar

Bugün günlüğüme yazmak istiyorum çünkü içimde anlatamadığım bir acı var. Kızım Elif’in mutlu bir ailesi olduğunu sanıyordum… ta ki onları ziyarete gidene kadar.

Elif, kendisinden sekiz yaş büyük bir adamla evlenmeye karar verdiğinde, eşimle itiraz etmedik. İlk tanıştığımızda bize çok kibar, nazik ve kültürlü geldi. Cem, insanları etkilemeyi çok iyi biliyordu. Kızımı adeta iltifatlara boğuyordu: çiçekler, geziler, hediyeler… Düğün masraflarının tamamını üstleneceğini söylediğinde ise gözyaşlarıma hakim olamadım. Yemek, gelinlik, fotoğrafçı, dekor… Hepsi ondan. “Kızım emin ellerde,” diye düşündük.

“Anne, kendi şirketi var, endişelenme,” diyordu Elif. “Güvende olacağım.”

Evliliklerinden altı ay sonra Cem, Elif’le birlikte bize geldi. Eski İzmir’deki evimizi sessizce inceledi, hiçbir şey söylemedi. Ertesi gün ölçü alan ekipler geldi. Bir hafta sonra ustalar… Ve bir anda evimize beş katmanlı ses yalıtımlı pahalı pencereler takıldı. Sonra balkon elden geçti, klima takıldı, hatta zemine yeni fayanslar döşendi.

Eşimle şaşkınlıkla damadımıza teşekkür ettik. O ise elini havaya kaldırdı: “Önemli değil. Eşimin ailesine en iyisi layıktır.” Tabii memnun olduk. Kızımın bolluk içinde, sevgi dolu bir evlilikte olduğunu görmek bizi mutlu etmiyor muydu?

Sonra ilk çocukları doğdu. Her şey bir film gibiydi: balonlarla kutlanan taburcu, ipekli tulum, dantelli kundaklar, profesyonel fotoğrafçı… Hepsi en iyisiydi. “İşte gerçek bir aile,” diyorduk eşimle.

İki yıl sonra ikinci bebek geldi. Yine şaşaalı bir kutlama, hediyeler, misafirler… Ama Elif sanki solmuştu. Gözleri yorgun, gülüşü zoraki. “Doğum sonrası yorgunluğundandır,” diye düşündüm önce. İki çocuk kolay değil, dedim kendi kendime. Ama her telefon konuşmamızda içimde bir şeylerin yanlış olduğu hissi büyüdü.

Sonunda dayanamayıp kendim gitmeye karar verdim. Aradım, haber verdim. Akşam vakti vardım. Cem evde yoktu. Elif beni tuhaf bir soğuklukla karşıladı. Çocuklar odada oynuyordu, yanlarına gidip başlarını okşadım. Torunlarımı görmek içimi ısıttı. Sonra çizgi film izlemeye başladıklarında Elif’e usulca sordum:

“Kızım, ne oldu?”

Ürktü, önce yere baktı, sonra zoraki gülümsedi:

“Bir şey yok anne, sadece yoruldum.”

“Yorgun değilsin. İçine kapanmışsın, gözlerin hep hüzünlü. Seni tanıyorum Elif. Bana anlat.”

Bir şeyler söyleyecekti ki, kapı çarpıverdi. Cem gelmişti. Beni görünce yüzüne hafif bir tiksinti yayıldı. Gülümsedi, selam verdi, ama bakışları buz gibiydi. Sanki gelişime sinirlenmişti. Tam o sıra keskin bir parfüm kokusu geldi burnuma. Kadınsı, ağır bir koku.

Ceketini çıkarırken gömleğinin yakasında bir ruj lekesi gördüm. Pembe. Dayanamadım, alçak ama net bir sesle sordum:

“Cem, gerçekten mi işten geliyorsun?”

Bir an dondu kaldı. Sonra dikleşti, soğuk, kararlı bir ifadeyle baktı:

“Sevim Hanım, saygıdan dolayı söylüyorum, ailemize karışmayın. Evet, başka biri var. Ama bu bir şey ifade etmiyor. Benim seviyemdeki erkekler için bu… doğal. Elif biliyor. Bu ailemizi etkilemez. Boşanmayı düşünmüyoruz. Çocuklar, eş… her şey kontrolümde. Ben onlara bakıyorum, yanlarımdayım. O yüzden ruj izlerini takmayın.”

Dişlerimi sıktım. Elif ayağa kalkıp çocukların odasına gitti, gözleri yerde. Cem ise hiçbir şey olmamış gibi duşa girdi. Kalbim acıyla doldu. Elif’in yanına gidip sarıldım ve fısıldadım:

“Canım… bu senin için normal mi? Başka biriyle beraber olup senin sabretmeni bekliyor, bu aile mi?”

Omuzlarını silkti ve ağladı. Çığlık atmadan, sessizce… Sanki gözyaşları kendiliğinden akıyordu. Sırtını sıvazladım, sustum. Söyleyecek çok şey vardı ama hepsi boştu. Kararı o vermeliydi. İhaneti parayla örtmeye çalışan bir adamla yaşamaya devam mı edecekti, yoksa kendini mi seçecekti?

O altın kafesteydi. Her şey vardı… saygı hariç. Ve o gerçek sevgi, ihanetin, küçümsemenin olmadığı sevgi…

Aynı gece döndüm. Eve varınca uzun süre uyuyamadım. Yüreğim paramparça. Onu ve çocukları alıp getirmek istedim. Ama biliyordum, kendi kararını vermedikçe hiçbir şey değişmeyecekti. Yapabileceğim tek şey yanında olmaktı. Beklemek. Ve umut etmek… belki bir gün kendini seçer.

Rate article
Lifequest
Kızımın Mutlu Bir Ailesi Olduğunu Sanıyordum… Ta ki Onları Ziyaret Edene Kadar