Oğlum, karısını üzmemek için gizlice yanıma geliyor… Oysa ben ona her şeyimi vermiştim.
Onu tek başıma büyüttüm. Hayat böyle geldi—hamile kaldığım adam ne evlilik istedi ne de sorumluluk. Sasha doğduğunda ise babası tamamen kayboldu. Önce geceleri geç gelmeye başladı, sonra “arkadaşlarla” çıkmaya başladı, derken bir gün hiç geri dönmedi. Ve işte—kucağımda bir bebekle, göğsümde boşlukla kaldım. O boşluğu gözyaşlarıyla değil, mücadeleyle doldurmam gerekiyordu.
Annem ve babam olmasaydı, asla dayanamazdım. Babam kömür taşıdı, kendi elleriyle bize soba yaptı. Annem çorba pişirdi, beşik salladı, geceleri benim gücüm tükendiğinde bebeği o uyuttu. Ayakta kaldık. Bir dikiş atölyesinde çalıştım, ek işler aldım, evde dikim yaptım. Hepsi oğlum için—onun hiçbir eksiği olmasın diye.
Sasha iyi bir çocuktu—sevimli, uslu, güleryüzlü. Askerlik vakti geldiğinde geceleri ağladım, onunla bağımın kopmasından korktum. Ama tanıdıklar sayesinde şehrimize yakın bir birliğe yollandı. Haftada bir yanına gittim, komutan izin verdikçe eve gelirdi. Eve—yanıma, kanatlarımın altına.
Askerlik bitti, üniversiteye başladı. İşte o zaman her şey değişti. Ayşegül adında bir kızla tanıştı. Onu bir bayramda gördüm—zarif, uzun boylu, bakışları küçümseyen. Sanki her şeyi zaten biliyor gibiydi. Sasha onun yanında çocuk gibi parlıyordu. O ise sadece nazik bir tebessümle gülümsüyordu, aileye değil de yabancıya verilen bir gülümsemeyle.
İlk görüşte anladım: beni hayatında istemiyordu. Ne beni, ne de torununu çok seven annemi. Ona anlatmaya çalıştığımda sözlerimi duymuyordu: Onunla yarışmıyordum. Ben—onun anasıydım. O ise sevdiği kadın. Farklı roller. Ama o bir yarış içindeydi. Ve kazanıyordu.
Düğünden önce büyük bir şey yaptım—onlara evimi verdim. Evet, Kayseri’de iki odalı bir apartman dairesiydi. Saray değil, ama emekle, sevgiyle kazanılmış bir yuvaydı. Anneme taşındım, çünkü Sasha “Anne, böylesi daha iyi olur” diyordu. İnandım. Bizi yakınlaştırır diye düşündüm.
Önce minnettarlık vardı. Sonra—tadilat. Ayşegül tüm eşyaları attı, duvar kağıtlarını değiştirdi, hatta avizeleri bile. Artık onun annesinin yaşadığına dair hiçbir iz yoktu. Sustum—gençlik, kendi hayatları, yeni düzen. Ama canım yandı.
Bir yıl sonra Elif doğdu. İlk torunum. Çok sevinmiştim. Onlara hediyeler götürdüm, battaniyeler, patikler, kurdeleler… Ama Ayşegül her şeyi olmuş gibi kabullendi, zoraki bir gülümsemeyle, sanki kapısından içeri girmeme izin vermekle büyük lütufta bulunuyordu. Başta bize programlı ziyaretler izin verdi—haftada bir, bir saatliğine. Sonra dayanamayıp açıkça söyledi:
“Evde kedileriniz var, tüy döküyorlar. Elif alerji olabilir. Artık içeri alamayız. Affedersiniz.”
Evet, annemin iki kedisi vardı. Yaşlı, uysal, ömürleri boyunca dışarı adım atmamış kediler. Evet, kıyafetlerimize tüy bulaşabilirdi, ama yıkıyor, ütülüyor, spreyliyorduk—yine de “hayır”dı. Torunumuzu artık sadece dışarıda, bebek arabasında görebiliyorduk. Onu bile itmemize izin vermiyordu, kendisi tutuyordu, o aynı küçümseyen bakışlarla.
Artık Sasha’yı neredeyse hiç göremiyoruz. Gizlice uğruyor—bir saat, yirmi dakika, işten arta kalan zamanlarda. Saatine bakıyor, telaşlanıyor. Bir gün sordum:
“Sasha, neden böyle yapıyorsun? Sen yetişkin bir adamsın, neler oluyor?”
Gergin bir gülümsemeyle cevap verdi:
“Anne, Ayşegül emziriyor, stres olmamalı. Ya sütü kesilirse… Sadece kavga istemiyorum. Her şey yolunda.”
Anladım—bahane uyduruyordu. Altı ay sonra Elif ek gıdaya başlayacaktı. Ve yeni bir sebep bulunacaktı bizi görmemek için. Artık yabancıydı. Sanki onu ben büyütmemiştim. Sanki ateşlendiğinde geceleri başında bekleyen ben değildim. Askerdeyken kışlaya yiyecek taşıyan ben değildim.
Şimdi korku içinde yaşıyor. Karısının memnun olmayacağından korkuyor. Yanlış bir şey söyleyeceğinden. Artık bir erkek değil, uyuyan kaplanı uyandırmaktan korkan bir çocuk gibi.
Susuyorum. Sitem etmiyorum. Ama yüreğim parçalanıyor. Çünkü anlıyorum—verdiğim her şey, sevgim, evim, emeğim, sağlığım—artık hiçbir değeri yok. Çünkü yanında, geçmişine de köklerine de saygı duymayan bir kadın var.
Minnettarlık beklemiyorum. Hediye istemiyorum. Sadece mutlu olmasını görmek istemiştim. Ama şimdi korktuğunu görüyorum. Ve bir anne için en acı şey de budur.




