Oğlum Gizlice Bana Geliyor, Eşini Üzmemek İçin… Oysa Bir Zamanlar Onun İçin Her Şeyi Yapmıştım

Oğlum gizlice bana geliyor, karısını üzmemek için… Oysa ben ona her şeyimi vermiştim.

Oğlumu tek başıma büyüttüm. Kader böyle yazmıştı; hamile kaldığım adam ne evlilik istedi ne de sorumluluk aldı. Alper doğduktan kısa süre sonra babası tamamen kayboldu—önce geceleri geç gelmeye başladı, sonra “arkadaşlarla buluşmalara” çıktı, bir gün de bir daha geri dönmedi. İşte böyle… Kucağımda bir bebek ve göğsümde doldurmam gereken bir boşlukla kaldım. Ağlamakla değil, çalışmakla iyileşecek bir yaraydı bu.

O günlerde anneannem ve dedem yardımıma koştu. Onlar olmasa altından kalkamazdım. Dedem kömür taşıdı, kendi elleriyle sobamızı yaptı; anneannem çorba pişirdi, beşik salladı, geceleri benim gücüm tükendiğinde bebeği o uyuttu. Ayakta kaldık. Bir terzide çalıştım, ek işler aldım, evde dikiş dikmeye başladım. Hepsi Alper için… Eksik hissetmesin, her şeye sahip olsun diye.

Alper iyi bir çocuktu—yumuşak huylu, söz dinleyen, güleryüzlü. Askerlik çağı geldiğinde geceleri ağladım, onunla bağımın kopmasından korktum. Ama tanıdıklar sayesinde şehrimize yakın bir birliğe gönderilmesini sağladık. Haftada bir yanına gittim, komutan izin verdiğinde de eve getirdim. Eve… Yani bana, kanatlarımın altına.

Askerlik bitti, üniversiteye başladı. İşte o zaman her şey değişti. Elif adında bir kızla tanıştı. Onu bir bayramda gördüm—çarpan bir güzelliği vardı, uzun boylu, keskin bakışlı, herkese tepeden bakan bir tavrı… Alper yanında çocuk gibi parlıyordu. O ise sanki bir yabancıya gülümser gibi, soğuk bir gülümsemeyle karşılık veriyordu.

İlk görüşte anladım: O, beni hayatında istemiyordu. Ne beni, ne de torununu canından çok seven anneannemi. Ona anlatmaya çalıştım; ben onunla yarışmıyorum. Ben onun anasıyım. O ise sevdiği kadın… Farklı yerleriz. Ama Elif sanki bir yarıştaymış gibi davrandı. Ve kazandı.

Evlenmeden önce büyük bir fedakarlık yaptım—dairemi onlara verdim. Evet, İzmir’de iki odalı bir apartman dairesiydi. Saray değildi belki, ama emekle, sevgiyle kazanılmış bir yuvaydı. Anneanneme taşındım çünkü Alper, “Anne, bizim için daha iyi olacak,” dedi. İnandım. Bunun bizi yakınlaştıracağını düşündüm.

Önce minnettarlık vardı. Sonra tadilat başladı. Elif tüm eşyaları attı, duvar kağıtlarını değiştirdi, hatta avizeleri bile yeniledi. İçinde annesinin yaşadığını hatırlatacak tek bir eşya bırakmadı. Ses çıkarmadım—gençlik işte, kendi hayatları, kendi kuralları… Ama canım yandı.

Bir yıl sonra Zeynep doğdu. İlk torunum. Çok sevinmiştim. Onlara hediyeler götürdüm—battaniyeler, patikler, kurdeleler… Ama Elif hepsini olması gerekenmiş gibi, zoraki bir gülümsemeyle aldı, sanki kapıdan içeri girmeme izin vererek bana lütufta bulunuyordu. Başta bize bir program çizdi—haftada bir, bir saatliğine. Sonra birden:

“Sizin evde kediler var, tüy geliyor. Zeynep alerji olabilir. Artık içeri alamayız. Kusura bakmayın.”

Evet, anneannemin iki kedisi vardı. Yaşlı, uysal, ömürleri boyunca sokak yüzü görmemiş hayvanlardı. Evet, kıyafetlerimize tüy bulaşmış olabilirdi, ama her seferinde yıkayıp ütülüyorduk… Yine de “olmaz”dı. Torunumuzu sadece sokakta, pusetinde görebiliyorduk. Hatta puseti bile bizim itmemize izin vermiyordu, kenarından sıkıca tutuyordu o keskin bakışlarıyla.

Alper’i neredeyse hiç göremiyoruz. Gizlice uğruyor—işten çıkıp bir saat, yirmi dakika kalıyor. Saatine bakıyor, telaşlanıyor. Bir gün sordum:
“Alper, neden böyle yapıyorsun? Sen koca adamsın, neler oluyor?”

Zoraki gülümsedi:
“Anne, Elif emziriyor, stres olmamalı. Ya sütü kesilirse… Kavgadan kaçınıyorum sadece. Normal her şey.”

Anladım—bahane uyduruyordu. Altı ay sonra Zeynep ek gıdaya geçecek. O zaman yeni bir bahane bulacaktı. Yabancılaşmıştı bize. Sanki ben büyütmemiştim onu. Sanki ateşlendiğinde geceler boyu başında bekleyen ben değildim. Askerde taban tepelerken her hafta kucak dolusu yiyecek götüren de…

Artık korkuyla yaşıyor. Karısının suratının asılmasından, yanlış bir şey söylemekten çekiniyor. Bir adam değil de, uyuyan kaplanı uyandırmaktan korkan bir çocuk gibi.

Susuyorum. Sitem etmiyorum. Ama yüreğim parçalanıyor. Çünkü anlıyorum ki, verdiğim her şey—sevgi, ev, emek, sağlık—artık bir değer taşımıyor. Çünkü yanında, ne geçmişine ne köklerine saygı duyan bir kadın var.

Minnet beklemiyorum. Hediye istemiyorum. Sadece mutlu olmasını görmek istemiştim. Şimdiyse korktuğunu görüyorum. Ve bir anne için en acı olan da bu zaten…

Rate article
Lifequest
Oğlum Gizlice Bana Geliyor, Eşini Üzmemek İçin… Oysa Bir Zamanlar Onun İçin Her Şeyi Yapmıştım