Eşim Aşçı Olduğunda Evde Sadece Mantı Kaldı

Eskiden Elif’le birlikte İzmit’te sıradan, göze batmayan bir aileydik. İkimiz de fabrikada mühendis olarak çalışıyorduk, istikrarlı fakat parlak olmayan bir hayatımız vardı. Liseye giden bir oğlumuz, günlük telaşlarımız, küçük mutluluklarımız… Herkesin yaşadığı gibi. En önemlisi, eşimle kendimi hep şanslı hissettim. Sadece iyi ve güvenilir biri olduğu için değil, her akşam yemeğini bir şölene çevirdiği için. Elif’in mutfak becerisi sihir gibiydi. Salatalar, hamur işleri, ana yemekler… Hepsi özenle, sevgiyle yapılırdı. Hatta bir gün omletini yerken sormuştum: “Sen gerçekten aşçılık okumadın mı?”

Ama görünen o ki, her yemek sevgisinin içinde bir kurtçuk gizlidir. Ve bu kurtçuk bir gün gelir, tüm hayatımızı altüst eder.

Önce Elif işinden şikayet etmeye başladı. “Artık çizim masasında oturmaktan yoruldum, maaştan maaşa yaşamak istemiyorum, içimde bir şeyler değişmek istiyor” diyordu. Önce pek kulak asmadım. Herkes yorulur, hele kış yaklaşırken. “Mühendislik güvenli bir meslek” diyerek onu motive etmeye çalıştım. Ama Elif ya susuyordu ya da eliyle savuşturuyordu. Ta ki bir akşam sofraya oturup şunu söyleyene kadar:

“Kurs buldum. ‘Lezzet Akademisi’ öğrenci alıyor, mezun olunca restoran zincirlerinde iş garantisi veriyorlar. Sadece üç ay sürüyor. Bu benim işim, kalbim bunu söylüyor.”

Kurs ücreti beni yıktı geçti. Bir aşçılık diplomasının özel üniversite parası olacağını düşünmemiştim. Ama Elif’in gözlerindeki kararlılığı görünce reddedemedim. Uzun hesaplar yaptık, bankaya danıştık. Kredi çektik. Bir hafta sonra Elif işten ayrıldı.

Üç ay süren bir cehennem başladı. Eşim değiştiği için değil, tam tersine kendini eğitime adadığı için. Kitaplar, videolar, notlar, uygulamalı dersler… Ben ve oğlum mutfakta onun hayran kulübüne dönüştük: Yeni sosları deniyor, makarnanın “al dente” kıvamını değerlendiriyorduk. Ama zamanla Elif, eski yemeklerini “basit”, “amatörce” bulmaya başladı. İtiraz etmeye çalıştığımda ise “Sen aşçı değilsin, anlamazsın. Eskiden yaptıklarım çocuk oyuncağıydı. Asıl mutfak orada, bir tutam maydanozu cımbızla yerleştirdiğin yer” diye geçiştiriyordu.

Sonra ekstra bir kurs daha çıktı – sınav için zorunluydu. Daha fazla masraf, daha fazla stres. Ama her şey karşılığını verdi: Elif sınıfın en iyilerinden biri oldu ve lüks bir restorandan iş teklifi aldı. Başarısını kutladık – tabii ki mantıyla, çünkü daha fazlasına vakti yoktu.

Bir ay geçti. Sonra ikinci… Aile yemeklerimiz bir dondurulmuş gıda sirkisine döndü: Mantı, pankek, bazen sosis. Yavaşça “Evde bir kere olsun çorba kokusu alalım” dediğimde, Elif iç çekerek “Günde on iki saat ocak başındayım. Elim daha fazlasını kaldırmıyor. Mantıyı beğenmiyor musun?” diyordu.

Beğenmiyor muyum? Hayır, güzel. Ama her gün aynı şeyi yemek insanı bıktırıyor. Oğlum bile fark etmeye başlamıştı: “Baba, anne bir daha çorba yapacak mı?”

Ama çorba yerine hikâyeler geliyordu: Restorandaki biftekleri, fıstıklı somon tarifi, müşterilerin alkışları… Bizim soframızda ise yine hamur ve et.

Sonra bir arkadaşımın doğumgünü oldu. Elif’in nerede çalıştığını biliyordu, organizasyona yardım etmesini rica etti. Eşim büyük bir keyifle kabul etti, indirim ayarladı ve akşam harika geçti. Masalar leziz yemeklerle doluydu, herkes övgüler yağdırıyordu. Arkadaşlarım bana hayranlıkla bakıyordu:

“Vay be, Cemal, ne şanslısın! Böyle bir eşin varken her akşam şölen gibidir eviniz, değil mi?”

Zoraki gülümsedim. Nasıl anlatırdım ki altı aydır evde sadece mantı gördüğümü?

Sonra Elif bizi iyice geride bırakmaya başladı. Erken çıkıyor, geç geliyor, yorgun ve asabiydi. Artık ev işleri onu ilgilendirmiyordu. Çocukla ben ilgileniyordum. Çamaşır bana kalmıştı. Yemek… tahmin edersiniz. Bir gün dayanamadım:

“Elif, eğer artık restoranda yaşıyorsan, belki oraya taşınsan daha iyi olur?”

Alındı. “Yolumu, tutkumu anlamıyorsun” dedi. Ama birkaç gün sonra oturup konuştu.

“Özür dilerim. Kendimi kaptırmışım. Restoranın seviyesine yetişemezsem beni kovacaklar diye korkuyordum. Eş olmayı unuttuğumu fark etmedim.”

O günden sonra birçok şey değişti. Elif artık işten yemek getiriyor – sıcak, mis gibi kokan yemekler. Bazen pazar günleri evde pişiriyor. Oğlum yine koşa koşa mutfağa gidip “Anne, bugün ne var?” diye soruyor. İkisine bakarken anlıyorum ki, evet, kendini buldu. Ama en önemlisi, bizi kaybetmedi.

Şimdi biri bana “Mutfakla kıskanıyor musun?” diye sorarsa, cevabım hazır:
“Evet. Ama artık dengeyi bulduk. Önemli olan, mantıların arkasında ailenin kaybolmaması.”

Rate article
Lifequest
Eşim Aşçı Olduğunda Evde Sadece Mantı Kaldı