Bugün, uzun zamandır aklımda olan bir olayı yazmak istiyorum. Bu, Mehmet Amca’nın misafirperverliğini kötüye kullanan akrabalarına verdiği dersle ilgili.
Mehmet Amca, İzmir’in şirin bir kasabasındaki yazlığıyla ünlüydü. Özellikle de mangal yapmadaki ustalığı ve askerlik yıllarında öğrendiği Adana kebabı tarifiyle. Ama bu iyi niyeti, bazı akrabalarının iştahını kabartmıştı.
Her hafta sonu, Mehmet Amca’nın bahçesinden mangal dumanı yükselir yükselmez, davetsiz misafirler kapıyı çalardı. Kuzenleri tüm aileleriyle gelir, “Yardım edelim!” derlerdi ama tek yaptıkları, hazır yemekleri tatmak ve sofrayı boşaltmaktı. Ne bir meze getirirlerdi, ne de bir şişe su. Mehmet Amca’nın cömertliğine güveniyorlardı.
Kibar ve sabırlı bir adam olan Mehmet Amca, uzun süre bu duruma ses çıkarmadı. Belki anlarlar diye düşündü. Ama her hafta tekrarlanan bu ziyaretler dayanılmaz hale gelince, bir plan yaptı.
Bir cumartesi, yine geleceklerini bildiği için eski, rutubetli ahşap parçalarını mangalda yaktı. Tütün gibi yoğun ve keskin bir duman çıkıyordu. Beklediği gibi, misafirler fazla gecikmedi. Ama bahçeye adım atar atmaz, boğucu kokudan burunlarını kapatıp birbirlerine baktılar.
“Mehmet Amca, bu duman biraz tuhaf değil mi?” diye sızlandı biri, mendiliyle yüzünü örterek.
“Ah, odunlar biraz nemli kaldı. Ama yakında alışırsınız,” diye cevapladı Mehmet Amca, sakince daha fazla odun attı.
Birkaç dakika sonra gözleri yanmaya başlayınca, bahaneler hazırdı.
“Ay, unuttum, bakkala yetişmem lazım!” dedi biri.
“Bizim de evde musluk akmıştı, hemen bakmalıyız!” diye ekledi eşi.
Kısa sürede tüm ekip ortalıktan kayboldu. Mehmet Amca rahat bir nefes aldı, kötü odunları attı ve gerçek mangalını yaktı. O akşam, aylar sonra ilk defa huzur içinde kebap yedi.
O günden sonra, davetsiz misafirler bir daha çıkmadı. Sanırım derslerini almışlardı. Mehmet Amca da artık istediği gibi mangal keyfi yapabiliyordu.




