Miras mı Özgürlük mü: Artık Babamızın Kurallarıyla Yaşamak İstemiyoruz

Annemizin vefatından sonra babamız adeta zincirlerinden boşandı. Hayatında onu dizginleyen bir güç kalmamıştı ve bir zamanlar en azından sınırlarımıza saygı süsü veren o adam, bir anda bağıran, ültimatomlar veren ve favori tehdidiyle (“Size mirastan tek kuruş vermem!”) bir diktatöre dönüştü.

Ben yirmi dokuz yaşındayım. Abim benden üç yaş büyük. İkimiz de yetişkin, kendi ayakları üzerinde duran insanlarız. Hepimizin kendi hayatı, ilişkileri, işi ve planları var. Ama babamız bunu görmezden geliyor. Sanki yoldan çıkmış çocuklarız, o ise dünyadaki son doğru insanmış gibi davranıyor. Tavsiyelerle sınırlı kalsaydı belki katlanırdık. Ama işin aslı şu: emrediyor. Kesinlikle emrediyor, dayatıyor, reddedersek de zayıf noktamıza basıyor: “Bu ev sizin olmayacak!”

Evet, ev güzel. Merkezi İzmir’de üç odalı, özenle döşenmiş bir daire. Ama tanrım, bu evin değeri bile, babamızla yaşadığımız acılar yanında bir hiç kaldı.

Abim bir kez kaçmayı başarmıştı. Kendi evinde huzurla yaşıyor, hayatını yoluna koymuştu. Ama babam araya girmeye başladı. Ağlıyor, manipüle ediyor, “Yalnızım, oğlum bana yakın olmalı” diye yalvarıyordu. Sonunda abim pes etti. Geri döndü. Ve hemen bir kafese tıkıldı: “Saat on bire kadar evde olacaksın. Daha geç gelirsen kapı kilitli.” Birkaç kez gece yarısından sonra geldiğinde arabada ya da arkadaşlarında kaldı. Sabahları spor salonunda duş alıp üstünü değiştirmek zorunda kaldı. Birkaç ay sonra tekrar toplanıp gitti. Ve yine şantaj: “Hepinizi mirastan mahrum edeceğim!”

Abim gidince sıra bana geldi. Babama göre “yanlış adama âşık olmuştum”. O zamanki erkek arkadaşım ilk görüşte babamın gözüne battı—yanlış bakmıştı, yanlış konuşmuştu. Babam kesin bir dille, “Onu bırakmazsan sana bir kuruş bile vermem” dedi. Hiç konuşmadan eşyalarımı toplayıp abimin yanına taşındım. Sonra kendi evimi tuttum. Zordu ama başardım. Çünkü sürekli baskı altında yaşamaktan daha kötüsü olamazdı.

Bir süre sonra babam sakinleşti gibi. Aradı. Barıştık. Sonuçta aileydik. Belki aklı başına gelmişti diye düşündük. Ama hayır. Yeni bir kriz, abimin evleneceğini açıkladığında patlak verdi. Babam gelinimizi beğenmedi—”Çok cesur şakalar yapıyor, çok pahalı giyiniyor” diye söylendi. Düğünü iptal etmesini emretti. Abim reddedince, bana da katılmamı yasakladı. Ama gittim. Çünkü o benim ailemdi. Benim düğünümde de abim vardı. Babam ise yoktu. Hiçbirinde.

Şimdi yeniden ortaya çıktı. Yaşlanıyor, hastalanıyor ve—aniden—benim ve eşimin ona taşınmamızı istiyor. “Yalnız başıma halledemiyorum, bana bakın” diyor. Biz de önerdik: “Geliriz, yardım ederiz, alışveriş getiririz, bakıcı tutarız.” Ama onunla yaşamak—hayır. Artık buna hazır değiliz.

Ve yeniden başladı: “Beni yalnız bıraktınız. Nankörsünüz. Bu ev başkalarına gidecek.” Abimle birbirimize baktık ve sadece derin bir nefes aldık. Artık acıtmıyor. Artık incitmiyor. Sadece yorulduk. Eğer huzurlu bir hayatın bedeli onun mirasıysa, öyle olsun. Kendimiz olabilmek için çok uzun süredir çok ağır bir bedel ödüyorduk.

Yakın biri gittiğinde ailenin diğer yarısının daha güçlü ve birciası olması beklenir. Bizde tam tersi oldu—annemiz gitti ve onunla birlikte babamızı da kaybettik. Artık “layık olmama” korkusuyla yaşamaktan bıktık. Kendi kurallarımızla yaşamak istiyoruz. Onun baskıları, aşağılamaları, sevgisini sürekli dilenmek zorunda kalmadan…

Eğer babam saygının metrekareyle satın alınabileceğini düşünüyorsa, yanılıyor. Özgürlüğümüzle ödenen bir mirasın varisleri olmak istemiyoruz. Belki verilmiş bir evimiz olmayacak ama sürekli şantaj da olmayacak. Sadece… çocukları olmak yetiyor bize. Kendi hayatımızı kurabilme şansıyla.

Rate article
Lifequest
Miras mı Özgürlük mü: Artık Babamızın Kurallarıyla Yaşamak İstemiyoruz