Sevdiklerin Açken, Sen Nasıl Gayrimenkul Alırsın! – Diye Bağırdı Anne

– Aç kalan aile, sen ise daire alıyorsun! – diye bağırıyordu annesi.

– Ayşe ve Elif’e iki odalı, Mehmet’e ise üç odalı daire düşecek. Sonuçta o bize yaşlılığımızda bakacağına söz verdi, – dedi Ahmet Bey, pencereden dışarı bakarken. Dışarıda hafifçe kar yağıyordu.

Fatma Hanım sessizce başını salladı, eski bir fotoğraf albümünü karıştırırken. Sararmış fotoğraflarda gülümseyen çocuklar ona bakıyordu: Kurdeleli küçük Ayşe, yırtık pantolonlu Mehmet ve küçük Elif, kumların içinde oyun parkında.

Ahmet yanına oturdu, elini onunkinin üzerine koydu: – Hepsi adil. Vicdan rahat.

Bu konuşmalarının son olacağını bilmiyorlardı. Bir hafta sonra Ahmet Bey uykusunda sessizce hayata veda etti. Bir daha uyanamadı.

Ayşe, babasının ölümünü işe koşuştururken öğrendi. Annesi ağlamaklı bir sesle aramıştı:
– Ayşeciğim… Baban gitti…

Her şey durmuştu sanki. Nasıl gitti? Daha dün doğum gününü kutlamışlardı…

Cenazede Ayşe kendini tuttu. Annesine destek oldu, Elif’i kucakladı, boş bakışlarla sendeleyen Mehmet’e akıl vermeye çalıştı. Cenazeden sonra her şeyi üstlendi – alışveriş, faturalar, annesine yapılan ziyaretler.

– Mehmet, daha ne kadar böyle yatacaksın? Yirmi beş yaşındasın! – diye dayanamadı Ayşe.
– Bırak beni. Bana hayatı öğretme, – diye homurdandı kardeşi.

– Anne tek başına emekli maaşıyla geçiniyor! Elif okuyor. Ya sen?
– Benim işim, – diyerek duvara döndü.

Anne sessizdi. Onun gözünde Mehmet hep “küçük oğlu” olarak kaldı.

Altı ay sonra Fatma Hanım beklenmedik bir şekilde Ayşe’yi konuşmaya çağırdı.
– Mehmet’in sıkıntıları var… Borca battı. Daireleri satmaya karar verdim… ikisini de.

– Hangi daireler?! Baba onları bizim ve Elif’in geleceği için biriktirmişti!
– Ne olmuş? Üzerlerinde benim adım var. Siz evlenirsiniz, kocalarınız size destek olur. Mehmet ise yakında evlenecek.

– Anne… ciddi misin?

– Kararım kesin, – diye kestirip attı annesi.

Ayşe oracıkta kaldı. Yağmur, su birikintileri, yapraklar… Bir banka oturdu. Arkadaşı Sevda onu bir süreliğine evine aldı. Ayşe kutular arasında yaşadı, kredi evraklarını toplarken komşuların kedilerinin tırmalama seslerini veya gece yarısı asansörün gürültüsünü dinledi.

Bu arada annesi aramaya devam etti:
– Mehmet işsiz. Yiyecek bir şey yok. Yardım et.

– Yapamam Anne! Benim de kredim var!

– Daire alıyorsun, ailen aç! – diye haykırıyordu annesi.

Bir gün Elif geldi. Ağlıyordu.
– Anne okulu bırakıp çalışmamı istiyor. Böyle yapamam.

– Benim yanıma taşın, – dedi Ayşe.

Bir daire kiraladılar. Elif okulunu bitirdi. Sonra iyi bir aileden biriyle evlendi. Birlikte mutlu bir hayat kurdu.

Annesi düğüne gelmedi.

Sonra telefonlar yeniden başladı:
– Mehmet’in çocuğu olacak. Zor durumdalar. Emekli maaşımı ona vereceğim, ben de yanına gelebilir miyim?

– Hayır anne. Artık buna katılmıyorum.

– Demek anneyi sokağa atıyorsun! – diye bağırdı.

Ayşe numarasını değiştirdi. Yenisini sadece Elif’e verdi.

Aylar geçti. Ayşe kredisini düzenledi, turuncu bir kedi sahiplendi. Hayat yoluna girdi. Elif arar, ziyarete gelirdi. Sonra bir haber:
– Hamileyim!

Kısa süre sonra bir oğlu oldu – adını Ahmet koydular, büyükbabasının anısına.

Bir gün Ayşe bir mektup aldı. Yazı annesinindi.
“Beni affet… Yanıldım. Veli çalışıyor. Bir torunum var. Ve sen haklıydın. Bütün çocuklar eşit sevilmelidir.”

Ayşe gözyaşlarını sildi. Sonra masaya oturdu.
– Ona yazacağım, – dedi Elif’e. – Bilsin ki, kin tutmuyorum.

Rate article
Lifequest
Sevdiklerin Açken, Sen Nasıl Gayrimenkul Alırsın! – Diye Bağırdı Anne