Evet, Ben Buyum: Başka Kadınlar Vardı Ama Ailemden Vazgeçmedim

Evet, böyleydi işte: başka kadınlar vardı hayatında ama ailesini terk etmeye hiç niyeti yoktu.

Bütün arkadaşları Ayşe’ye deli olduğunu söylüyordu. O da bunun farkındaydı zaten. Ama bu bilmesine rağmen hiçbir şeyi değiştiremiyordu. Kocasına olan hisleri çoktan sönmüştü. Yavaş yavaş kaybolmuş, çamaşırlar, akşam yemekleri, uykusuz geceler ve bitmek bilmeyen işler arasında eriyip gitmişti. Eskiden sevginin kanatlarıyla eve koşarken, şimdi sadece alışkanlıktan yürüyordu—yorulmuş, bitkin, gözlerinde hiç ışık kalmamış bir halde. Kırk yaşında olmasına rağmen elli gibi görünüyordu ve bu bir abartı değil, acı bir gerçekti.

Ona gerçekten acıyan tek kişi… kayınvalidesiydi. Emine Hanım. Zor bir karakteri vardı ama yüreği kocamandı. Şimdi Ayşe ve oğluyla birlikte yaşıyordu—taşradaki küçük kasabasından, tedavi olmak için İstanbul’a gelmişti. Çocuk odasına yerleştirilmişti ve yedi yaşındaki torunu Elif’e bakıyordu. Kızı tek başına bırakacak durum yoktu, Ayşe de sabah akşam işteydi.

Kocası… Ah, Mehmet. Davranışları öyleydi ki otuzundan sonra sanki şeytan girmişti içine. Sık sık geç saatlere kadar dışarıda kalıyordu. Bazen sabaha karşı eve geliyordu. Tatlı parfüm kokuyordu, bunu “yeni erkek kolonyası” diye açıklıyordu ama apartmanın herkesi birinin, hatta birkaç kişinin olduğunu biliyordu artık.

İsimleri karıştırmaya başlamıştı. Bazen Ayşe’ye “Aylin”, bazen “Selin”, bazen de “Deniz” diyordu. Ve her seferinde o kendini beğenmiş bakışlarıyla, “Evet, böyleyim işte, ne yapacaksınız?” der gibiydi. Saklanmıyordu bile. Kendisiyle gurur duyuyor gibiydi. Gözlerinde “Evet, ben buyum” yazıyordu.

Her şey böyle sürüp gidebilirdi, ta ki bir gece saat üçte koridordaki telefon çılgınca çalana dek. Mehmet’in son aşkı oturmuş “tavşanım”ını arıyordu ve sert bir dille soruyordu: “Nerede o? Niye cevap vermiyor?” Ayşe şok olmuştu—telefonun kendisinden çok, o kadının nasıl bu kadar rahat evine, gecesine, hayatına dalabildiğine şaşırmıştı.

Mehmet, akşamdan kalma bir yüzle sabaha karşı sürünerek geldiğinde, Ayşe kendini tutamadı. Eşyalarını o kadar hiddetle koridora fırlattı ki kediler bile kanepeye saklandı.

“Evet, başka biri var. Ama ailemi bırakmak gibi bir niyetim yok! Çocuklarımız var. Annem hasta. Biz bir aileyiz!” diye savunmaya geçti.

Ama Emine Hanım yatak odasından çıktı ve uzun zamandır ilk kez sesini yükseltti:

“Başkasıyla olmak istiyorsan, ol. Ama buradan uzak dur. Ben kalacak yer bulurum. Tedavim de neredeyse bitti. Çocuğun sınavları var. Bu kadar koltuk altı kavgası yeter. Hepimiz normal bir hayatı hak ediyoruz!”

Ayşe karşı çıkmaya çalıştı—burası onun eviydi, kararı o verecekti. Ama kayınvalidesi geri adım atmadı:

“Karışmıyorum ama burada kaldığım sürece bu evi geneleve çevirmene izin vermem. Eşyalarını toplasın. Ben hafta sonuna kadar kalırım, sonra bir oda bulurum. Gerisi size kalmış.”

Oğlunun sert bakışları altında Mehmet, mırıldanarak gömleklerini ve pantolonlarını spor çantasına tıkıştırdı. Çok utanç vericiydi. Ama hak edilmiş bir utançtı.

O gittikten sonra Ayşe, yıllar sonra ilk kez evinde bir sessizlik olduğunu hissetti. Gerçek bir sessizlik. Kimse bağırmıyor, gece yarısı telefon çalmıyor, yemek istenmiyordu. Kayınvalidesi haftada bir uğruyor, torunu için poğaçalar getiriyor ve yeni haberler anlatıyordu. Ve bir gün Ayşe fark etti ki artık boğazında bir düğümle uyanmıyordu. Hatta aynaya bakarken kendini farklı görüyordu.

Birkaç ay sonra, Emine Hanım’ın tedavisi bitip kasabasına dönmeye hazırlandığı günlerde, kapıda Mehmet belirdi. Bir buket çiçekle. Pişman bir yüz ifadesiyle. Ayşe’nin kalbini durduran bir cümleyle:

“Affet beni. O beni terk etti. Her şeyin farkındayım şimdi. Bir şans ver. Yeniden başlayalım mı?”

Emine Hanım, paltosunu giymiş, bavulunu tutuyordu. Gelinine baktı:

“Karar senin. Ben karışmam. Ama artık kimi üzmemeliyim değil, kendimi düşünmeliyim diye düşünmenin zamanı geldi.”

Ve torunlarının elini tutup mutfağa doğru yürüdü.

Ayşe, girişte durmuş, onu defalarca aldatmış bu adama bakıyordu. Eskiden ailesi olan, şimdi ise sadece bir misafir olan bu adama. Ve şimdi bir karar vermesi gerekiyordu. Başkasına değil, sadece kendine ait bir karar.

Bazen en zor olan, kendine dürüst olabilmektir. Çünkı gerçek özgürlük, vazgeçebilme cesaretinde saklıdır.

Rate article
Lifequest
Evet, Ben Buyum: Başka Kadınlar Vardı Ama Ailemden Vazgeçmedim