Üç Kişilik Yiyor, Sadece Kendini Düşünüyor: Evde Eş Yerine Buzdolabı Oldum

Düşündüm ki buzdolabı kilidi bir şaka, internette gördüğüm bir mizah. Sonra gerçek bir demir kilit gördüm, anahtarlı, bir nalbur dükkanında. Öylece durup baktım ve hayatımda ilk kez ciddi ciddi düşündüm: Acaba gerçekten alsam mı? Yiyecekleri çocuklardan ya da hırsızlardan saklamak için değil, kendi kocamdan…

Adım Ayşe, otuz yaşındayım, kocam ve kızımla birlikte İstanbul’da yaşıyorum. Çalışıyorum, çabalıyorum, gün boyu koşturup duruyorum. Ama bütün bu koşuşturmanın yanında beni en çok yoran şey ne iş ne çocuk, aynı çatı altında yaşadığım adam. Kocam, Emre, tabağından başka hiçbir şeyi fark etmiyor. Durmadan yiyor. Seçmeden, ölçüsüzce, vicdan tanımadan.

Eve yorgun argın geliyorum, buzdolabında akşam yemeği için bir parça et, biraz peynir, belki kızım için yoğurt olduğunu biliyorum. Kapıyı açıyorum, bomboş. Sadece biraz yenmiş değil, hiçbir şey kalmamış. Sessizce, haber vermeden hepsini yemiş. Gece boyunca. Sosisler, peynir, hatta kızım için aldığım meyveler… Hepsi yok olmuş. Sanki bir kara deliğe düşmüş gibi.

Geçenlerde kızıma çilek aldım. Mevsimi değilken ne kadar pahalı olduğunu biliyorsunuz değil mi? Ama markette görünce istedi, hayır diyemedim. Evde birkaç tane yedi, özenle, keyifle… Kalanını sabaha ayırdım, buzdolabına koydum. Sabah kalktığımda kap boş. Hepsini yemiş. Son çileğe kadar. Üstüne bir de güldü: “Git bir daha al işte! Paramız var, ne var yani?”

Sorun şu, Emre, hiç düşünmüyorsun! Ne kızımı ne beni! Sormadın, düşünmedin, sanki senin hakkınmış gibi yedin. Ben de sadece bir aşçı gibi, sürekli alışveriş yapıp yemek pişirmekle meşgulüm. Son sucuğu da bitirdin, peki ya sonra? Ne vicdan azabı ne de bir özür.

Annesi onu çocukluğundan beri tıka basa doyurarak yetiştirmiş. Dev tabaklar, sürekli tatlılar. Boyu uzun, eskiden spor yapardı ama alışkanlıkları değişmedi. Peki ben? Ben çocukluğumdan beri dengeli beslenmeye alışkınım. Kızımı da öyle yetiştirmeye çalışıyorum, israftan değil, farkındalıkla. Ama babası ona tam tersini öğretiyor: her şeyi anında bitir.

Para biriktirmesini istemiyorum. Durumumuz iyi: ben bir tasarım ajansında çalışıyorum, o bir nakliye firmasında, gelirimiz düzenli. Mesele para değil, saygı. Sadece kendini düşünmemek. Gördüğün şeyin kime ait olduğunu düşün. Kızım mı istemişti? Karın mı saklamıştı? Bu kadar zor mu?

Şimdi yine buzdolabının önündeyim. Yine boş. Yine yüreğimin altında bir öfke birikiyor. Yoruldum. Evliliği bir mutfak görevi olarak görmedim ben. Sevilen bir kadın, bir anne, bir hayat arkadaşı olmak istedim. Büyümüş bir adamın yemek tedarikçisi olmak değil, ki o adam evde sadece tabak ve koltuğu görüyor.

Ona diyorum ki, ailenle yaşamıyorsun, bekâr gibi yaşıyorsun sadece buzdolabımıza erişimin var. O da savuşturuyor: “Evin hanımı iyi değilse yemek durmaz. Normal kadınların her şey hazırdır.” Ciddi misin? O zaman çamaşır makinesini de kadın sayalım mı?

Giderek daha çok düşünüyorum: belki buzdolabı kilidi değil, kendi hayatımın anahtarı lazım. Artık bir hizmetli olmak zorunda olmadığım bir hayatın. İsteklerimin dikkate alındığı bir hayatın. Sadece bir eş değil, dinlenen ve saygı gören bir insan olabileceğim bir hayatın…

Rate article
Lifequest
Üç Kişilik Yiyor, Sadece Kendini Düşünüyor: Evde Eş Yerine Buzdolabı Oldum