Yemek Üç Kişilik, Düşünce Sadece Kendine: Kocam Değil, Buzdolabı Aldım!

Buzdolabına kilit takmayı bir şaka sanıyordum. İnternetten çıkmış bir mizah gibi geliyordu. Ta ki o demir kilidi, üzerinde minik bir anahtarla, nalburda görünceye kadar. Öylece bakakaldım ve hayatımda ilk kez ciddi ciddi düşündüm: Belki de almalıyım? Çocuklardan saklamak için değil, hırsızlardan hiç değil. Kendi kocamdan…

Adım Elif, otuz yaşındayım. Eşim ve kızımla birlikte İzmir’de yaşıyorum. Çalışıyorum, didiniyorum, tıpkı bir hamsterın çarkında koşar gibi. Ama bütün bu koşturmacanın arasında en çok yoran şey ne iş ne çocuk, aynı çatı altında yaşadığım adam. Kocam, Murat, tabağından başka hiçbir şeyi görmüyor. Durmadan yiyor. Ölçüsüz, seçmeden, vicdansızca.

Eve yorgun argın geliyorum, buzdolabında akşam yemeği için sakladığım bir parça et, biraz peynir, belki kızım için bir yoğurt olduğunu biliyorum. Ama kapağı açıyorum, bomboş. Biraz yenmiş değil, tamamen bitmiş. Hiçbir şey söylemeden, uyarıda bulunmadan, hepsini yemiş. Gece boyunca. Sosisler, peynir, hatta kızım için aldığım çilekler… Hepsi kaybolmuş. Sanki bir kara deliğe düşmüş gibi.

Geçenlerde kızıma ahududu aldım. Mevsimi olmadığında ne kadar pahalı olduğunu biliyorsunuz değil mi? Ama markette görünce çok istedi. Hayır diyemedim. Evde azar azar, büyük bir keyifle yedi… Bilerek yarısını sabaha bıraktım, buzdolabına koydum. Sabah kalktığımda kutu boş. Hepsini yemiş. Son tanesine kadar. Üstüne bir de güldü: “Al işte, gidip bir daha alın! Paramız var, ne var yani?”

Sorun şu, Murat, hiç düşünmüyorsun! Ne kızım hakkında ne de benim hakkımda! Sormadın, düşünmedin, sadece yedin, sanki bu senin hakkınmış gibi. Ben ise sürekli alışveriş yapıp yemek hazırlayan bir aşçıya döndüm. Son sucuğu da bitirdin, peki ya sonra? Ne vicdan azabı ne de bir telafi etme isteği.

Annesi tarafından tıka basa doyurularak büyütülmüş. Devasa porsiyonlar, durmaz lezzetli yiyecekler. Uzun boylu, eskiden sporcuydu ama alışkanlıkları yerinde duruyor. Peki ya ben? Çocukluğumdan beri ölçülü olmaya alışkınım. Kızımı da böyle yetiştirmeye çalışıyorum—israftan değil, bilinçli olmaya. Ama babasının örneği tam tersi: her şeyi anında bitirmek.

Tasarruf etmeni istemiyorum. Maddi durumumuz iyi: ben bir tasarım firmasında çalışıyorum, o bir lojistik şirketinde, gelirimiz düzenli. Mesele parada değil, saygıda. Kendinden başkasını düşünme becerisinde. Gördüğün zaman bir düşün, bu kime ait? Kızım mı istemişti? Karın mı saklamıştı? Bu kadar zor mu?

Şimdi yine buzdolabının önündeyim. Yine bomboş. Yine yüreğimin altında bir öfke birikiyor. Yoruldum. Evlenirken aşçı olmak için evlenmedim. Sevilen bir kadın, anne, eş olmak istedim. Yetişkin bir adamın kişisel aşçısı değil, evde sadece tabağını ve koltuğunu gören birinin.

Ona diyorum ki—bir aileyle yaşamıyorsun, bekâr gibi yaşıyorsun, sadece bizim buzdolabına sonsuz erişimin var. O ise savuşturup geçiyor: “Eğer yemek durmuyorsa sen kötü bir ev hanımısın. Normal eşlerin her şeyi hazırdır.” Cidden mi? Öyleyse çamaşır makinesini de senin için çalıştırayım mı?

Artık sık sık düşünüyorum: belki buzdolabına kilit değil, kendi hayatımın anahtarı lazım. Benim yerime karar verilmeyen, sadece hizmet etmek zorunda olmadığım bir hayatın. İsteğimin en azından bir kez dikkate alındığı bir hayatın. Sadece bir “eş” değil, görülen ve saygı duyulan bir insan olduğum bir hayatın…

Bugün de anladım ki, bazen en büyük yorgunluk, sevdiklerinin gözlerinin içine bakıp kendini hiç görmemesidir.

Rate article
Lifequest
Yemek Üç Kişilik, Düşünce Sadece Kendine: Kocam Değil, Buzdolabı Aldım!