Kaynanam, Oğlunu Elinden Alarak Aileyi Yok Ettiğime İnanıyor

Kaynanam, oğlunu elinden aldığım için aileyi dağıttığıma emin.

Üç yıl önce eşimin ailesiyle tanıştım ve ilk andan itibaren belliydi: kocam Emre’ye bu evde sevgi verilmiyordu. Tüm şefkat, tüm ilgi küçük oğlu Can’a gösteriliyordu. Emre ise sadece bir gölgeydi—koşturulan, her isteği yerine getirilen bir çocuk. Anne, küçük oğlunu pamuklara sarar, en ufak zorluktan korurdu, sanki kırılgan bir çiçekti. Ama büyük oğlu sadece bir iş makinesiydi.

Kaynana Hatice Hanım ve kayınpeder Ahmet Bey, Bursa’nın kenarında, göl kenarındaki eski bir ahşap evde yaşıyorlardı. Şehirden üç saat uzakta. Böyle bir yerde iş bitmez: çatı tamiri, odun kırma, bahçe sürme… Bir de tavuklar, inekler, bitmeyen tarla işleri—on kişilik yük vardı. Emre’yle uzakta, kendi evimizde yaşadığımız için şükrediyordum. O da bu keşmekeşten uzak durduğuna seviniyordu. Ama ailesinin evine adımını atar atmaz üzerine bir iş yığını yıkılırdı, sanki oğulları değil de ücretli bir işçiydi.

Yeni evliyken Hatice Hanım bizi davet ederdi, köy hayatının güzelliklerini anlatırdı: akşam mangalı, orman yürüyüşleri, temiz hava, ev yapımı bal… Bu masallara kanıp ilk tatilimizi orada geçirmeye karar verdik. Uzun sohbetler, kuş sesleri, huzur hayal etmiştik. Ama gerçek beklediğimizden çok daha sert çıktı.

Otobüsten yorgun ve tozlu bir şekilde iner inmez tatilimiz bir seraba dönüştü. Emre’ye hemen eski botlarını giydirip ahırı tamire yolladılar. Beni ise mutfağa çektiler, orada bir dağ gibi bulaşık bekliyordu. Sonra da tüm kalabalık için yemek… Tatil mi? İşkence! İki hafta boyunca nefes alamadık. Mangalı bir kez yiyebildik, o da işler arasında. Orman yürüyüşleri hayal olarak kaldı. Ama en çok da Emre’nin kardeşi Can’ın davranışları sinirime dokunuyordu. Biz bahçede koştururken o kanepede yatıp televizyon izliyordu. Yolu hep aynıydı: yatak, tuvalet, buzdolabı. Kaynanam ise ona bir milli hazineymiş gibi tapıyordu.

Beşinci gün dayanamadım. Akşam, nihayet yalnız kaldığımızda Emre’ye sordum: “Senin kardeşin ne yapıyor? Neden hiçbir şey yapmıyor?” Eşim iç çekti, “Can ‘entelektüel'” dedi. Elleriyle çalışması ona göre değilmiş, annesi onu “büyük işler” için saklıyormuş. Okuyormuş, tüm enerjisini kitaplara veriyormuş. Tabii sekiz yıldır okuyordu, bazen atılıyor, bazen geri alınıyordu. Peki ya Emre? O hep ailesini kurtarmaya giden kişiydi. Çit tamiri, odun kırma, çatı onarımı… Ta ki benimle tanışana kadar.

Bu “tatil” benim için son damla oldu. Emre’ye kuralları değiştirmemiz gerektiğini anlattım. Neden bütün yükü o taşısın, Can prens gibi yaşarken? En azından küçük kardeş biraz sorumluluk alabilirdi. Aile bizi aylarca bekliyordu ama kayınpederin de yapabileceği işler için… Ama Hatice Hanım, “değerli” Can’ına dokundurtmazdı—o “okuyordu”, dikkati dağılmamalıydı.

Neyse ki Emre düşündü. İlk kez duruma dışarıdan baktı ve kullanıldığını fark etti. Artık ücretsiz işçi olmayacağına karar verdik. Bayramlarda, kaynanamızın ısrarlarına rağmen gitmedik. Gerçek bir tatil yapma fırsatı doğduğunda—deniz, güneş, özgürlük—aileye haber verdik. Hatice Hanım köpürdü. Telefonda bağırdı, yardıma ihtiyaçları olduğunu söyledi. Emre sakince neye ihtiyaçları olduğunu sordu. Meğer evde tadilat yapıyorlarmış—ve tabii ki bizim gelmemizi bekliyorlarmış.

Bu sefer eşim dayanamadı. Annesine net bir şekilde dedi ki: “Senin bir oğlun daha var. Belki de biraz çalışmasının zamanı geldi?” Kaynana itiraz etti, Can’ın derslerinin yoğun olduğunu söyledi. Ama Emre, kendisinin de öğrenciyken aile için çalıştığını hatırlattı—çünkü “kardeş küçüktü”. Peki ya şimdi? Can büyümüştü ama hâlâ dokunulmazdı. “Anne, iki oğlun var,” dedi sonunda. “Ama sanki biri senin, diğeri yabancı gibi.” Sonra telefonu kapattı.

Bir dakika geçmeden Hatice Hanım beni aradı. Sesinden öfke akıyordu. Emre’yi ailesine karşı kışkırttığımı, onu zehirlediğimi söyledi. Birkaç saniye bu suçlamaları dinledim, sonra sessizce numarasını engelledim. Ve hiç pişman değilim.

Eğer Emre tek çocuk olsaydı, ilk ben ailesine yardım etmesini isterdim. Ama bir oğul prens gibi yaşarken, diğeri hizmetkâr gibi çalışıyorsa bu adaletsizlik. Kocamın kendi ailesinde yabancı gibi hissetmesini istemiyorum. Eğer bunun için kaynanamla iletişimi kesmem gerekiyorsa, hazırım. Hayatımız onların malı değil. Ve sonunda kendimizi seçtik.

Rate article
Lifequest
Kaynanam, Oğlunu Elinden Alarak Aileyi Yok Ettiğime İnanıyor