«Aile Sofrasında Beni Tanımayanlar»

Bugün defterime bir hikâye yazmak istiyorum. Bu hikâye bir film senaryosu değil, bir şehir efsanesi hiç değil. Yaşanmış bir acı, yüreği dağlayan bir gerçek…

Benim adım Aylin. Bir buçuk yaşımdan beri yetimhanedeyim. Annemin ninnilerini hiç duymadım, babamın sıcaklığını hissetmedim. Yerine soğuk duvarlar, yabancı sesler ve hep içimde bir boşluk… Yanımda bırakılan notta, ailemin maddi sıkıntılar yüzünden beni bırakmak zorunda kaldığı yazıyordu. 90’ların başıydı, her şey altüst oluyordu—ülkeler, aileler, hayatlar… İnanmak istedim. Başka çareleri yoktu belki diye düşündüm. Belki bir gün gelip beni alacaklardı…

Hatıralarım yok, sadece birkaç eski fotoğraf kaldı. Annem, babam ve bebekken ben. Geceleri o fotoğraflara bakıp yüzlerini ezberledim. Bir gün kapı açılacak ve beni almaya gelecekler diye umut ettim.

Yıllar geçti. 18 yaşına geldiğimde yetimhaneden ayrıldım. O fotoğrafların çekildiği şehre, İstanbul’a gittim. Küçük işlerde çalıştım, kirasını zor ödediğim evlerde yaşadım, ama üniversiteyi kazandım. Azmim sayesinde ayakta kaldım. Sonra Okan’la tanıştım. Nazik, şefkatli, iyi kalpli… Bir buçuk yıl boyunca bana destek oldu. Onun sayesinde ilk kez terk edilmiş bir çocuk değil, sevilen bir kadın gibi hissettim.

Bir gün beni ailesiyle tanıştırmak istedi. Ankara’da yaşıyorlardı, kendisi iş için İstanbul’a taşınmıştı. Korktum. Bahane üstüne bahane buldum—derslerim, iş yoğunluğu… Ama ısrar etti, annesinin “gelinimi görmek istediğini” söyledi. Sonunda kabul ettim.

Hafta sonu gittik. Altmışlı yaşlarında, kibar, düzgün giyimli bir çift karşıladı bizi. Evleri ferah, temiz, huzur vericiydi. Damadın halası da oradaydı—eşi ve kızıyla birlikte. Hepsi nezaketliydi; çaylar, tatlılar, düğün planları…

Ama içimde bir şeyler ters gidiyordu. Sanki bu evi daha önce görmüştüm. Duvarlar, eşyalar, kanepedeki örtü… Sonra bir anda yıldırım çarpmış gibi oldum. Burası fotoğraflardaki evdi! Çocukken yaşadığım ev…

Anladım: karşımda duranlar benim anne-babamdı. Beni yetimhaneye bırakan, sonra yeni bir çocuk yapıp hayatlarına devam eden insanlar… Masadaki kız da benim kız kardeşimdi. Ama onlar için—benim için değil.

Nasıl kalktığımı hatırlamıyorum. Kötü hissettiğimi söyleyip teşekkür ettim. Dışarı çıktım, gözyaşları içinde sarsılarak yürüdüm. Kalbim paramparça olacak sandım. Ama geri dönmedim.

Okan sonra aradı, endişelendi. Uzun süre sessiz kaldım, sonra gerçeği anlattım. Beni sıkıca sarıldı ve “Ne olursa olsun yanındayım” dedi. Sözünü tuttu.

Evlendik. Ailesiyle görüşmeleri seyrekti, soğuk ve resmiydi. Kim olduğumu asla öğrenmediler. Yetimhaneden çıktıktan sonra ismimi değiştirmiştim. Doğum tarihimi bile—sadece Okan biliyordu gerçeği. Kaynanam “Doğum günün ne zaman?” diye sorduğunda, başka bir tarih söyledim. Fark etmedi. Ve muhtemelen hiç fark etmeyecek.

Peki ya ben? Yaşıyorum. Kocamla, çocuğumla… Geçmiş peşimi bırakmadı ama onun beni yönetmesine izin vermiyorum. Affettim. Ama unutmadım. Belki de hiç unutamayacağım. Ama artık kim olduğumu biliyorum. Ve şunu da öğrendim: aile bazen seni doğuranlar değil, seninle kalanlardır.

Rate article
Lifequest
«Aile Sofrasında Beni Tanımayanlar»