Kafasında Sadece Parti ve Davet Var, Sanki Anne Olmaya Hazırlanmıyor…

Eviye Hanım mutfakta oturmuş, camdan dışarıyı seyrediyordu. Aralık ayının ilk kar taneleri yavaş yavaş düşmeye başlamıştı. Kalbinde hissedilen sızı, ne kıştan ne de soğuktan kaynaklanıyordu. Asıl acı, kızı için, torunu için ve yarınları için duyduğu endişeden geliyordu. Kızı Hazal, şimdi karnında bir can taşıyordu. Otuz sekizinci haftaya girmişti, doğum her an olabilirdi. Ama onun aklında beşik, bebek bezi ya da uykusuz geceler yoktu. Tırnaklarını yaptırmak, kuaföre gitmek, arkadaşlarıyla kafelerde vakit geçirmek ve yılbaşı tatilinde seyahate çıkmak vardı.

Eviye Hanım bunu anlamakta zorlanıyordu. Nasıl olurdu? Anne içgüdüsü neredeydi? Yavrularını doğurmaya hazırlanan en vahşi kedilerin bile hissettiği o kutsal duygu, Hazal’da yok muydu? Peki ya endişe, özen, hatta korku? Oysa Hazal’ın aklında sadece güzellik salonlarının listesi ve içine “anneanne”yi yazdığı bir program vardı. Yani kendisini. Bebekle ilgilenecek olan oydu, genç anne ise “kendine çeki düzen verecekti.”

“Anne, senin zaten boş vaktin var. Biraz bebeğe bakarsın, ben de kuaföre, tırnaklarıma bir uğrayayım. Çocukla fotoğraf çektirirken güzel görünmeliyim ya, bornozla mı poz vereceğim?”

Eviye Hanım o anda nefesi kesilmiş gibi oldu. Kızım, sen ne doğurmaya hazırlanıyorsun, bebek mi yoksa Instagram için bir aksesuar mı?

Hazal altı yıldır evliydi. Üniversite yıllarında nikâh kıymışlardı. Kocası iyi bir adamdı, saygılı ve sakin. İşleri de vardı, ailelerinin desteğiyle ev almışlardı. Uzun süre çocuk yapmayı ertelemişler, kariyer peşinde koşmuşlardı. Sonunda beklenen hamilelik gerçekleşti. Tabii anneanneler sevinçten havalara uçtu. Ama anlaşılan o ki, anne adayının bu “hayat bayramına” bakış açısı çok farklıydı.

Önce Eviye Hanım belki de kızının korktuğunu, tedirgin olduğunu düşündü. Belki de endişesini şakalarla gizliyordu. Ama bir gün, kızının saatlerce yenidoğan bebek bakıcısı aradığını görünce gerçeği anladı. Daha bebek doğmamıştı, ama anne onu kime emanet edeceğini planlıyordu.

“Hazal, aklını mı yitirdin sen? Ne bakıcısı? Yenidoğana sen bakacaksın! Emzirmeyi, uyku düzenini, o bağı kuracaksın! Bu bir kedi yavrusu değil, mama koyup geçemezsin!”

“Anne, sen çağın gerisinde kalmışsın. Avrupa’da herkes doğar doğmaz bakıcı tutuyor. Anne demek köle demek değil. Ben de insanım, biraz yaşamak istiyorum. Sling takar çıkarım işte. Şimdi herkes bebekle gezmeye başladı, hayat bitmiyor!”

Bu sözler Eviye Hanım’ın içini parçaladı. Onun gençliğinde kadınlar on dokuzunda, yirmisinde doğururdu. Ama kimse bunun hayata engel olduğunu düşünmezdi. Tam tersine, hayatın kendisi buydu. Geceler boyu uykusuz kalınır, işten koşarak eve gidilir, son kuruşa kadar bebek maması alınırdı. Instagram da yoktu, doğum fotoğrafçılığı da. Sadece sevgi vardı, korku vardı, sorumluluk vardı. Ve gerçek mutluluk—poz verilmiş değil, yaşanmış.

Bütün bebek eşyalarını da Eviye Hanım ısrar edince aldılar. Kayınvalidesiyle Hazal’ı alışverişe sürüklediler, bebek arabası, karyola, zıbın seçtiler. Hazal mecburen kabul etti, ama umursamazdı—sadece rahat bırakılsın istiyordu. Her şeyi yıkayan, ütüleyen, yerleştiren hep anneanneler oldu. Kızı ise… yılbaşı tatilini düşlüyordu.

“Arkadaşlarla düşündük, eğer her şey yolunda giderse, bir Ocak’ta bir restorana filan çıkarız. Yani artık hapiste değilim ya!”

Eviye Hanım artık dayanamadı. Tüm gerçekleri kızına anlattı—yumuşatmadan, direkt. Böyle davranılmazdı. Annelik bir alışveriş gezisi değil, kocaman bir sorumluluktu. Bebek bir oyuncak değildi. Doğum yapılmadan, uykusuz geceler, gaz sancıları, ilk süt damlaları yaşanmadan fotoğraf çekimi hayal edilmezdi. Anne demek, çocuğun ruhu demekti—sadece süt veren bir araç değil.

Ama Hazal’a anlatılanlar bir kulağından girip ötekinden çıkmış gibiydi.

“Anne, sen her şeyi abartıyorsun. Artık devir değişti. Değerler farklı. Önemli olan mutlu olmak, mutlu anneler de güzel annelerdir.”

Eviye Hanım her akşam düşünüyordu: Acaba nerede hata yaptı? Çok mu şımartmıştı? Yoksa ona asıl önemli şeyleri öğretememiş miydi? Yoksa bu çağın meselesi miydi—kadınlar önce anne oluyor, sonra belki büyüyordu?

Yine de inanıyordu ki, Hazal o minicik yavruyu hastanede gördüğünde, onun minik parmaklarıyla kendi parmağını kavradığında, gece yarısı ağlamasıyla uyandığında—kalbi yerinden oynayacaktı. Bir şey kıpırdayacaktı içinde. Artık ilk sırada güzellik salonları değil, kendisini bütün dünyası bilen o küçük insan olacaktı.

Şimdilik… Eviye Hanım dua ediyor. Kızı için. Torunu için. Ve büyümüş de olsa küçük kızının kalbinde gerçek anneliğin uyanması için—fotoğraflardan değil, sevgiden gelen.

Rate article
Lifequest
Kafasında Sadece Parti ve Davet Var, Sanki Anne Olmaya Hazırlanmıyor…