Annem bizde misafir kalmak istiyor, ancak kaynana başka birilerini evine almamı yasaklıyor.
25 yaşındaki ben, Aslı, kalbimi parçalayan bir durumun içindeyim. Eşim Alper’le birlikte, kaynanam Gülşen Hanım’ın Eskişehir’deki evinde yaşıyoruz. Bu geçici bir çözüm değil—en azından doğum iznim bitene kadar buradayız. Üç ay önce kızımız Elif’i dünyaya getirdim ve şimdi hayatımız tamamen ona odaklı. Ama aile sıcaklığı yerine, kendimi başkasının evinde bir rehine gibi hissediyorum. Kaynanam kuralları belirliyor, benim annem ise bize bile ziyarete gelemiyor.
Gülşen Hanım’ın evi geniş, üç odalı, ferah bir daire. Balkonu ve büyük mutfağıyla dört kişi rahatça yaşayabilir. Alper’in bu evde bir hissesi var, biz de kimseyi rahatsız etmemek için sadece bir odada kalıyoruz. Elif’i emziriyorum, birlikte uyuyoruz ve bu şimdilik herkese uygun. Ama bu evdeki hayat benim için bitmeyen bir mücadeleye dönüştü. Kaynanam temizlik meraklısı değil, bu yüzden tüm evdeki işler sırtıma bindi. Doğumdan önce bile evi yılların birikmiş tozundan arındırmıştım, şimdi de bir bebek olduğu için temizliği sıkı tutuyorum. Her gün yerleri silmek, çamaşır yıkamak, ütü yapmak—hepsi bana kaldı. Yemekleri de ben hazırlıyorum, çünkü Gülşen Hanım mutfağa uğramıyor bile. Şükür ki Elif sakin—ben evin işini hallederken ya uyuyor ya da yatağında oyalanıyor.
Kaynanamsa hiçbir şey yapmıyor. Eskiden en azından bulaşıkları yıkardı, ama artık onu bile bıraktı. Tabakları masaya bırakıp çekip gidiyor. Kavga çıkmasın diye sesimi çıkarmıyorum, ama içim içimi yiyor. Çorba tabağını yıkamak bu kadar mı zor? Küçük bir şey belki, ama beni bitiriyor. Bulaşıkları ben yıkıyorum, evi ben topluyorum, yemekleri ben yapıyorum, o ise televizyon izliyor ya da telefonda dedikodu yapıyor. Anlaşmazlıktan kaçınıyorum, kin tutmuyorum, ama her gün biraz daha tükeniyorum.
Geçenlerde kaynanam, sonbaharda akrabalarını ziyaret edeceğini söyledi. Kuzeninin düğünü var, kardeşleri ve yeğenleriyle görüşmek istiyormuş. Çok sevindim—sonunda Alper, Elif ve ben, gerçek bir aile gibi yalnız kalacaktık! Aynı gün, annem, Sevgi Hanım aradı. O, Antalya’da yaşıyor ve henüz torununu göremedi. Özlediğini söyledi ve bize gelmek istediğini belirtti. Ayaklarım yerden kesilmişti—annem Elif’i kucağına alabilecek, ben de biraz olsun kendi evimde gibi hissedecektim. Çifte mutluluktu, akşam olup da bu haberi paylaşmak için sabırsızlanıyordum.
Ama sevincim paramparça oldu. Annemin geleceğini söylediğimde, Gülşen Hanım’ın yüzündeki ifade değişti. “Ben yokken evime yabancı sokmaya izin vermem!” dedi sertçe. Yabancı mı? Benim annemden, torununun babaannesinden bahsediyordu! Şaşkınlık içindeydim. Nasıl olur da annem yabancı olabilir? Evet, Gülşen Hanım’la çok yakın değiller, ama düğünümüzde birbirlerini görmüşlerdi. O zaman kiralık bir evde oturuyorduk, kaynanamın evinde de uzaktan akrabalar kalıyordu annem de bizde kalmıştı. Üç yıl olmuştu, ama bu annemi nasıl yabancı yapabilir?
Kaynanam diretti. Annemle gizli bir plan yaptığımızı, onun gitmesini fırsat bilip evde “hüküm sürmek” istediğimizi ima etti. Biletleri almıştı, ama şimdi annemin ziyaretinin bir tesadüf olduğuna inanmıyordu. “İki senedir aramadı, şimdi mi aklına geldi? Bu kadar da olmaz!” diye bağırıyor. Annemin sadece torununu görmek istediğini anlatmaya çalıştım, ama dinlemedi bile. Biletleri iptal edip evde “bekçilik” yapacağını söyledi. Sanki sarayda yaşıyor da, altınlarını koruyormuş gibi!
Olanları anneme anlattım, dayanamadım. Üzüldü, ama yazın geleceğini, sorun çıkarmak istemediğini söyledi. Kaynanam da biletleri iptal etti. Şimdi evde bir gardiyan gibi dolaşıyor, adımlarımı takip ediyor, sanki bir hırsızmışım da onun eşyalarını çalacakmışım gibi. Aşağılanmış hissediyorum. Elif’i kucağına almayı dört gözle bekleyen annem, kaynanamın kaprisleri yüzünden gelemiyor. Ben ise, bu evde yasal olarak oturan, hatta nüfusa kayıtlı biri olarak, kendi annemi bile davet edemiyorum.
Kalbim öfke ve üzüntüyle dolu. Bu ev için her şeyi yapıyorum—temizlik, yemek, düzen—ama karşılığında sadece kuşku ve yasaklar alıyorum. Alper araya girmek istemiyor, ama onun da rahatsız olduğunu biliyorum. Kim haklı burada? Evini bir kale gibi koruyan kaynana mı, yoksa annesinin torununu görmesini isteyen ben mi? Annem yabancı değil, o da bu ailenin bir parçası. Ama Gülşen Hanım bana bir tehdit gibi bakıyor, isteklerimde bir art niyet arıyor. Onun kontrolü altında yaşamaktan yoruldum, kendi evimde misafir gibi hissetmekten bıktım. Bu durum yüreğime hançer gibi saplanıyor ve ailemi dağıtmadan bir çıkış yolu bulamıyorum.




