Bu Hâlinle Sana Bakamıyorum” – Eşim ‘Kendime Çeki Düzen Verene’ Kadar Başka Odada Yattı

“Bu halini görmek midemi bulandırıyor” dedi ve başka bir odaya uyumaya gitti; ben “kendime çeki düzen verene kadar” yalnız kalacaktım.

Bebeğim üç aylık. Üç aydır kendimi kaybettiğimi, hatta eski halimden geriye bir şey kalmadığını hissediyorum. Sadece bir anne değilim—bir çamaşır makinesi, bir mutfak robotu, bir ambulans, bebeğimin kafasını koyduğu bir yastık ve diğerleri için bir yumruk torbasıyım. Çünkü bu ailede, her şeyin yanında bir de manken gibi görünmem gerektiğini düşünüyorlar.

Hamilelikten önce gerçekten kendime iyi bakardım. Kimse zorladığı için değil, kendim istediğim için. Bakımlı tırnaklar, temiz saçlar, pürüzsüz bir cilt, zarif bir vücut—görünüşümle gurur duyardım. Karnım büyüdüğünde bile formda kalmaya çalıştım, beslenmeme dikkat ettim, hamileyken bile havuza gittim. Tembel biri değilim. Kendini seven bir kadındım.

Ama doğumdan sonra her şey değişti. Sanki doğum yapmamış, bir savaş operasyonundan geçmişim gibiydi. Vücudumda bir tank geçmiş gibi ağrıyordu. Dikişler, uykusuz geceler, bitmeyen ağlamalar, emzirme, gaz sancıları, bir şeyleri yanlış yapıyorum korkusu… Kendimi kaybettim, evet, ama istediğim için değil—çünkü bebeğim bütün enerjimi, zamanımı ve gücümü yedi. Ve kimse yardım etmedi.

Kocam, “kendini bıraktığımı” düşünüyor. “Güzel görünmek istemediğimi” söylüyor. Keşke bir günlüğüne benim yerimde yaşasa da görse. Kaynvalidemse beni kendisiyle kıyaslıyor: “Ben senin yaşındayken bir bebekle her şeyi hallederdim! Hem güzel görünürdüm hem de kocam mutlu olurdu.” Tabii o “hallederdi” çünkü hep yardımı olurdu—anneannesi, kardeşleri, komşuları… Benimse kimse yok. Annem başka şehirde. Kaynvalidem haftada bir “çay içmeye” geliyor, bebeğe bakıyor ve sanki büyüm bir iş başarmış gibi gidiyor. Kocam? O “işten yorgun” geliyor. Hepsi bu.

Geçen gün, lekeli pijamam ve dağınık saçlarımla ona “iğrenç” göründüğümü söyledi. En azından evdeyken yüzümü “canlandırmamı” istedi. Maske, rimel, dudak parlatıcısı—sanki bunlar çok zormuş gibi. Ona göre, “kendine bakmayan bir kadınla” yaşamak çok zor.

Bıçak gibi saplandı. Abartmıyorum. Tam da böyle hissettim. Sanki kalbimi çıkarmış ve yere fırlatmıştı. Ben bir robot değilim. İnciniyorum. Acı çekiyorum. Ben de uyumak istiyorum. Ben de duş almak istiyorum. Ben de yarım saatliğine sessizlik istiyorum. Ama kimse bunu görmüyor. Tek gördükleri: makyaj yapmamışım. Evet. Korkunç.

Başka odaya gitti. Gözümün içine baka baka. Sanki dedi ki: “Yine insan gibi olunca gelirim.” Şimdilik sen sadece bitkin bir gölgesin.

Annem sertçe konuştu: “Sevgi yok. Nokta. Boşan.” Yapamıyorum. Onu seviyorum. Hâlâ. Her şeye rağmen. Ailemizi yıkmak istemiyorum. Çocuğumun babasız büyümesini istemiyorum. Ama giderek daha sık düşünüyorum: Belki annem haklıdır. Eğer beni gerçekten sevseydi, bakmakla kalmaz, görürdü. Eleştirmez, yardım ederdi. Sırtını dönmez, sarılırdı. Belki o zaman yeniden bir kadın gibi hissederdim.

Ne yapacağımı bilmiyorum. Şimdilik sadece yaşıyorum. Gün be gün. Uykusuz gecelerden sabah ağlamalarına. Bebeğin çığlıklarından kocamın suçlayıcı bakışlarına. Ve sadece nadir anlarda, bebek uyuduğunda, karanlıkta oturup eski halimi hatırlıyorum. Güzel. Gülümseyen. Hafif. Kendinden emin.

Ve soruyorum: Acaba o kadın hiç geri dönecek mi?

Bugün şunu anladım: Bazen en büyük savaş, kendini hatırlamak için verilen savaştır.

Rate article
Lifequest
Bu Hâlinle Sana Bakamıyorum” – Eşim ‘Kendime Çeki Düzen Verene’ Kadar Başka Odada Yattı