Bugün yine içimde bir fırtına kopuyor. “İlk torununuzu biz büyüttük, şimdi sıra sizde!” dedim kaynanama.
Kızım Elif, ikinci doğumun eşiğinde ciddi sağlık sorunlarıyla boğuşuyor. Ben, Sevgi Hanım, şimdi dayanılmaz bir seçimle karşı karşıyayım. Kocamla birlikte üç yıldır büyük torunumuz Defne’yi büyütüyoruz, çünkü ilk doğumdan sonra Elif zar zor hayata tutunmuştu. Şimdi yardım edeceğine söz veren kaynanam, Dilek Hanım, yine yüz çeviriyor ve bizi çaresizlik içinde bırakıyor. Bursa’nin küçük bir kasabasında yaşıyoruz ve bu durum yüreğimi parçalıyor.
Defne doğduğunda, hastaneden çıkar çıkmaz onu yanımıza aldık. Elif altı ay hastanede hayat mücadelesi verdi ve biz yeni doğan bebeği bakımsız bırakamazdık. Dilek Hanım yardım edeceğine yemin etmişti, ama üç yıl boyunca “yardımı” boş laflardan ibaret kaldı. Sürekli bahaneleri vardı: ya iş, ya işler, ya seyahatler. Israr etmesem Defne’yi hiç görmeyecekti! Yalvar yakar geldi, ama kısa süreli ve sanki bize lütfediyormuş gibi.
Şimdi Elif ikinci çocuğuna hamile ve doktorlar uyarıyor: sağlık sorunları tekrarlayabilir. İlk doğumdan sonra beş ay patoloji servisinde yatmıştı ve hem onu hem Defne’yi mucizeyle kurtarmıştık. O gün, hastaneden “Bebeği kim alacak?” diye sorduklarında saçlarım bembeyaz olmuştu. Elif emziremiyordu bile ve ben, yaşıma ve hipertansiyonuma rağmen, Defne’yi yanıma aldım. Kocamla ben artık genç değiliz, bir de henüz on sekizine basmamış küçük bir kızım var evde. Ama seçeneğim yoktu – torunumu terk edemezdim.
Defne bizimle yaşıyor, ailesinin yanına sadece hafta sonları gidiyor. Bu herkes için uygun: Elif toparlanıyor, biz de büyük torunla başa çıkabiliyoruz. Ama yeni doğan bir bebeğin altından kalkamam. Gücüm yetmez o uykusuz gecelere, ağlamalara, gaz sancılarına. Elif benden ikinci çocuğu almamı istediğinde, yer yarıldı da içine girdim sandım. Hipertansiyonum var, tansiyonum fırlıyor, Defne özellikle diş çıkarırken ağlamalarıyla beni bitiriyordu. O günlerde Dilek Hanım’ı arar, torunu bir günlüğüne bile alsa diye yalvarırdım. Gelirdi ama birkaç saat sonra, sanki dağları devirmiş gibi bir ifadeyle Defne’yi geri getirirdi.
Dilek Hanım benden sekiz yaş küçük ama sosyetik bir hanımefendi gibi davranıyor. Bakımlı, sürekli seyahatlerde – bazen tatilde, bazen gezilerde. Erkek arkadaşı yok, zaten ona da ihtiyacı yok – özgürlüğün tadını çıkarıyor. Defne doğduktan sonra yardım edeceğine söz verdi, ama üç yılda torununu sadece birkaç kez yanına aldı, o da benim sayemde. Bitap düşerdim, tansiyonum fırlardı, o ise Defne’yi şikayetlerle geri getirirdi: “Ah, çok yoruldum!” Sanki ben her gün torunumu kucakta taşımıyormuşum gibi!
Şimdi, Elif üçüncü trimesterdeyken, doktorlar ilk doğumdaki senaryonun tekrarlanabileceğini söylüyor. Panik içindeyim. Bir bebek daha büyütecek gücüm yok, Defne zaten tüm ilgiyi istiyor. Kaynanama açıkça söyledim: “Biz Defne’yi büyüttük, sıra sizde.” Ama Dilek Hanım hemen yüz bahaneyi sıraladı: kedileri var, pahalı mobilyaları var, evde pek bulunmuyor, ya işi ya seyahati. Basitçe, çocukla uğraşmak istemiyor. Torunlarının ona yük olduğunu bile gizlemiyor. Çaresizim: bebeği nereye vereceğim? Yetimhaneye mi bırakacağım?
Yüreğim acıyla dolu. Elif hayat mücadelesi verirken, ben ailemizi nasıl kurtaracağımı bilemiyorum. Dilek Hanım kendi yaşamının peşinde, bizim dertlerimiz umrunda değil. Ona yeni torunu en azından altı aylığına alması için yalvardım, ama sinir bozucu bir sinekmişim gibi savuşturdu beni. Defne bizim ışığımız, ama bu yolu tekrar yürüyecek halim yok. Bebeğin bakımsız kalabileceğini düşündükçe, boğazım düğümleniyor. Kaynanam yanımızda olacağına söz verdi, ama sözleri rüzgara karşı savrulup gitti. Onu nasıl ikna edeceğimi, bu torunun onun kanı olduğunu nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Eğer aklını başına toplamazsa, korkarım ailemiz bu yükün altında ezilecek ve bu düşünce beni paramparça ediyor…




