Oğluma evi boşaltmasını söyledim, kız kardeşine vermek istediğim daireyi yerle bir etti.
Oğlum Emre, bana ve küçük kız kardeşine o kadar acımasızca davrandı ki hâlâ kendime gelemiyorum. İhaneti, yıllardır beslediğim güveni paramparça eden bir bıçak gibi kalbime saplandı. Bu hikâye, bir annenin sevgisinin, yıkılan umutların ve hepimizi harabeye çeviren bir aile trajedisinin hikâyesi.
Benim adım Ayşe Hanım, 62 yaşındayım. Türkiye’nin güneyindeki küçük bir ilçede yaşıyorum, iki çocuk büyüttüm: oğlum Emre ve kızım Elif. Geçenlerde Emre’ye, ailesiyle birlikte oturduğu daireyi boşaltmasını söyledim çünkü oraya Elif’in taşınmasını istiyordum. Ama kızımla birlikte daireye girdiğimizde gördüklerimiz karşısında donakaldık. Emre ve eşi Sibel, sessizce taşınmak yerine her şeyi paramparça etmişlerdi: duvar kağıtlarını sökmüşler, laminat parkeleri yerinden sökmüşler, avizeleri, tüllerin takıldığı kornişleri bile götürmüşler, hatta banyodaki klozeti ve lavaboyu bile söküp almışlardı. Bunun bir intikam olduğuna eminim, ve arkasında Sibel’in olduğunu düşünüyorum.
On yıl önce Emre, Sibel’le evlendiğinde, büyük teyzemden bana iki odalı bir daire kalmıştı. O sırada çift ilk çocuklarını bekliyordu, ben de yardımcı olmak için onlara bu evde oturmalarını söyledim. “Şimdilik burada kalın,” dedim, “Ama bu bir hediye değil, kendi evinizi alana kadar geçici bir çözüm.” Daire eskiydi, tadilat bile yoktu çünkü yaşlı bir akrabam oturuyordu. Emre ve Sibel, Sibel’in ailesinin de desteğiyle eve yatırım yaptılar: pencereleri, elektrik tesisatını, su tesisatını yenilediler, eski mobilyaları atıp yenisini aldılar. Onların evi güzelleştirmesine sevindim ama hep hatırlattım: bu daire onların değil.
Yıllar geçti. Emre ve Sibel iki çocuk sahibi oldu, onları eve yakın bir okula ve anaokuluna yazdırdılar. Rahatlarına alışmışlardı, sanırım benim sözlerimi unuttular. On yıl boyunca mortgage için birikim yapmadılar, kendi evlerini alma konusunda adım atmadılar. Hayatları rahatça akıp gidiyordu, ben de sessiz kaldım, mutluluklarını bozmak istemedim. Ama her şey, küçük kızım Elif’in ayrı bir eve çıkmak istediğini söylediğinde değişti. Elif 24 yaşında, üniversiteden yeni mezun oldu, işe başladı ve kendi hayatını kurmak, evlenmek istiyor. Artık daireyi ona vermenin zamanı geldiğine karar verdim.
Emre’ye taşınmaları gerektiğini söylediğimde yüzü bembeyaz oldu. “Bizi nasıl sokağa atarsın?” diye bağırdı. Sibel sessizdi ama bakışları öfkeyle doluydu. “Bu dairenin sonsuza kadar sizin olmayacağını hep söyledim,” diye kararlılıkla cevap verdim. “Bu kadar yılda kendi evinizi alabilirdiniz. Ya kiralık bir ev bulun ya da Sibel’in ailesine taşının.” Onlara bir ay süre verdim ama bu bir ay kabusa dönüştü. Her gün kavga ettik, Emre bağırıp hayatlarını mahvettiğimi söyledi, Sibel bana haksızlık ettiğimi iddia etti. Dayanmaya çalıştım ama kin dolu sözleri yüreğimi parçaladı.
Sonunda taşındılar. Ben ve Elif, daireyi temizlemek için gittiğimizde gördüğümüz manzara herhangi bir kabustan daha kötüydü. Daire bir harabeye dönmüştü: duvarlar çıplak, parkeler sökülmüş, tavanlarda avize yerine boşluklar, hatta banyoda klozet bile yoktu. Öfkeden titreyerek Emre’yi aradım: “Bana ve kardeşine nasıl böyle yaparsın? Bu iğrençlik!” diye bağırdım. O ise tersledi: “Elif’e yaptığımız tadilatı bırakmam! Sibel’le her şeyi kendimiz hallettik, para, emek ve zaman harcadık. Neden ona böyle bir hediye vereyim?”
Onun sözleri beni bitirdi. Yanımda duran Elif ağlıyordu. Daha 24 yaşında, tadilat yaptıracak parası yok, ben ise emekli maaşıyla zar zor geçiniyorum. Daire yaşanacak durumda değil ama Emre ve Sibel acımızla besleniyor gibi. Onlara evimi, desteğimi verdim, karşılığında harabe bıraktılar. Bu sadece bir intikam değil, affedemeyeceğim bir ihanet. Kızım evsiz kaldı, ben ise kendi oğluma olan inancımı kaybettim. Şimdi kendime soruyorum: Onu yetiştirirken nerede yanlış yaptım?




