Oğlumun Ailesini Misafir Ettim; Şimdi Kiralık Evdeyim, Eski Gelinim Başkasıyla Oturuyor…

Oğlumu ve ailesini yanıma alıp yaşamalarına izin verdim. Şimdiyse eski gelinim başka bir adamla benim evimde yaşarken, ben kiracı olarak bir dairede kalıyorum…

Son toplantıda müdür artık numara yapmaya bile gerek duymamıştı: “İki önerim var: ya iş bulun ya da mucizeye dua edin.” diyerek herkesi boşluğa attı. Leyla, çantasını masanın yanına bırakırken iç geçirdi. “Her şeyi anlıyorum… ama şimdi nerede iş bulacağım?”

Ofise adımını attığında yüzü taş kesilmişti. İçi endişeyle doluydu. Şirketin durumu bariz bir şekilde kötüye gidiyordu, yine de bir şekilde toparlayacaklarını ummuştu. Ancak bu son duyuru bir yargı gibiydi. Leyla’nın bu işe nefes almak kadar ihtiyacı vardı: iki çocuk, nafaka yok, yaşlanan anne babasından destek bekleyecek değildi.

Özgeçmişini her yere yağmur gibi yağdırdı, tanıdıklarını aradı, geceler boyu iş ilanlarını taradı. Bazen mesai arkadaşlarıyla dalga geçiyorlardı: “Artık tek düşündüğümüz, nerede ikinci bir iş bulabileceğimiz.” Bazıları kendine yer edinmişti, bazıları ise hiçliğe savrulmuştu.

“Çok sıkışırsan bizim markete gel,” dedi yandaki bölümden bir tanıdık. “Maaş fena değil, esnek mesai. Senin için aracı olurum.”

Eskiden böyle teklifler Leyla’yı dehşete düşürürdü. Şimdi ise en azından bir seçenekti. Hiç yoktan iyiydi.

Düşüncelerini bir hıçkırık kesti. Leyla döndü: Pencerenin yanında Ayla Hanım duruyordu—onlarca yıllık tecrübesi olan, vakur ve asla şikayet etmeyen muhasebeci.

“Ayla Hanım, ne oldu?” diye atıldı Leyla. “Kadro kesintileri yüzünden mi? Siz emeklisiniz, en az endişelenmeniz gereken sizsiniz. Hemen çay koyayım, börekler de var. Oturup konuşalım.”

“Demek artık köprüler altında dinleneceğim,” dedi yaşlı kadın acıyla.

“Nasıl köprüler altında? Sizin daha eviniz var, oğlunuz yetişkin, onunla yaşamıyorsunuz ki…”

“Ev var, ama benim için değil. Artık kiralık bir yerdeyim. Ayda sekiz bin lira—ki bu bile şans sayılır.”

Sonradan öğrendi ki Ayla Hanım’ın gerçekten de yirmi yıl önce oğluyla birlikte tapusunu aldığı iki odalı bir evi varmış. Oğlu evlenince genç çifti yanına almış, sonrasında işler karışmış. Gelin hamileymiş, nüfusa kaydolmuş, ardından bebek gelmiş. Kaynana sessiz kalmış, kavgalar, bağrışmalar, oğlu arkadaşlarında kalmaya başlamış. Her şeyi gelinin hormonlarına, ailenin “geçiş dönemi”ne yormuşlar.

Bir yıl sonra—ikinci hamilelik.

“Dayanamadım. Taşındım,” dedi Ayla Hanım derin bir nefesle. “Bir oda kiraladım. Geçici diye düşünmüştüm.”

Ama “geçici” yıllar sürdü. Yılbaşında hediyelerle gittiğinde, apartman girişindeki borçlular listesinde kendi evinin numarasını gördü. Borç—yetmiş bin liradan fazla.

“Biz niye ödeyelim ki?” diye şaşırmış gelin. “Ev sizin, siz ödersiniz!”

Oğlu sadece ellerini açmış. “Param yok,” demiş. Birikmiş ne varsa, Ayla Hanım borcu dört yılda ödemek üzere anlaşma imzalayıp vermiş.

“Hiç şikayet bile etmedim…” diye zorlanarak konuştu, pencereye dönerek. “Sadece ara sıra arardım. Çocukları sorardım. O da ‘İyi’ derdi. Ta ki bir gün komşuya rastlayana kadar. Bana anlattı: Oğlum boşanmış. Bir yıldır. Evde gelin yeni erkek arkadaşıyla yaşıyor. Ve yine hamile.”

“Peki oğlun ne dedi?”

“Dedi ki, ‘Benim yeni bir ailem var. Orada çocuklar var. Onları sokağa atamam.’ Tabii. Atamaz. Ama beni atabildi—hem de hiç düşünmeden.”

Şimdi Ayla Hanım, artık yaşamadığı evin faturalarını ödüyor. Eski gelini yabancı bir adamla orada rahatına bakarken, o iş ile ucuz bir kira arasında mekik dokuyor. Emekli maaşı ilaçlara ve kiraya ancak yetiyor. Birikmiş parası yok. Yardım eden de.

“Anlıyorum, onun gidecek yeri yok… ama neden o sevgilisiyle benim evimde yaşarken ben sokakta kalmalıyım?” Sesi titriyordu. “Neden oğlum bir kez bile beni savunmadı?”

Leyla dinledi ve ne diyeceğini bilemedi. Çünkü bir çocuk kendi annesini hayatından nasıl çıkarırsa, buna doğru cevap olur muydu?

“Peki… avukata danıştınız mı?” diye dikkatle sordu.

“Ne faydası var? Orada kayıtlı. Ya çocuklar? Mahkeme bir anneyi çocuklarıyla sokağa atar mı? Borç da bende. Bu ceza davası değil. Her şey yasal.”

Ve bu cümledeki trajedi: Her şey “yasal”dı, ama vicdan denen şeyden eser yoktu.

O gece Leyla uzun süre uyuyamadı. Gözlerinin önünde Ayla Hanım’ın bükülmüş bedeni ve o cümlesi vardı: “Keşke bir kez olsun insan gibi yaşayabilsem.”

Peki nerede biter aile, nerede başlar ihanet? Hangi noktada bir oğul annesini “her şeye katlanacak yaşlı bir kadın” olarak görür?

Belki de aramayı bıraktığımızda? Sormayı, ilgilenmeyi kestiğimizde? Yoksa rahatımız için ebeveynlerimizin “iyi olduğunu” varsaydığımızda mı?

Şimdi Ayla Hanım sadece bir evin borcunu ödemiyor. Güvenin, iyiliğin, yardım etme arzusunun bedelini ödüyor. Ve geriye tek bir soru kalıyor:

Bir anne her şeyini verip de elinde hiçbir şey kalmadığında, geriye ne yapmak kalır?

Rate article
Lifequest
Oğlumun Ailesini Misafir Ettim; Şimdi Kiralık Evdeyim, Eski Gelinim Başkasıyla Oturuyor…