Bugün, “Geçmişin Gölgeleri” üzerine düşünüyorum. Bu günlük sayfasına, içimi dökmek için oturdum.
Mehmet rahatsızlandı. Büyükannesi Ayşe Teyze’nin yaşadığı Gümüşdere köyüne geldi. Buranın havası kekik kokuyor ve çocukluğunun anılarıyla dolu. Eski tahta yatakta uzanırken, büyükannesine hüzünle baktı.
“İyi ki varsın, anneanne,” diye fısıldadı. “Bu dünyada yalnızım ben. Belki de kimsenin umurunda değilim.”
“Ne diyorsun Mehmet, aklını mı kaçırdın?” diye bağırdı Ayşe Teyze, ellerini çırparak. “Böyle yakışıklı bir adam, kimsenin umurunda değilmiş? Her bekâr kadın sana talip olur! Yat, kalkma, ben komşudan ıhlamur balı alayım da gelirim.”
Başını sallayarak çıktı. Mehmet gözlerini kapadı, huzursuz bir uykuya daldı. Tam o sırada kapı gıcırdadı ve hafif adımlar sessizliği bozdu.
“Anneanne, sen misin?” Mehmet gözlerini açtı ve yatağa doğruldu. İnanamıyordu gördüğüne.
Mehmet, büyükannesinin yanına koşmuştu. Son yıllarda onun tüm ihtiyaçlarını üstlenmişti. Anne babası meşguldü: babası hâlâ fabrikada çalışıyor, annesi ise saatlerini bahçesindeki çiçeklerle geçiriyordu. Büyükannesini ayda bir ziyaret ediyordu ancak.
“Benim zamanım bol,” diye gülümsedi Mehmet. “Henüz evlenmedim, otuz yedi yaşıma geldim bile. Sizse hep bir şeylerle meşgulsünüz.”
“Büyükannen seni çok seviyor,” dedi annesi. “Biliyor ki hem alışveriş yapacaksın, hem ev işlerine yardım edeceksin, hem de onunla vakit geçireceksin.”
“Evet, onu çok seviyorum,” diye düşündü Mehmet iç geçirerek. “Çocukken her yaz burada koştum, sonra askerlik, iş, kazanç derken… Şimdi borçlarımı ödeme vakti.”
“Borçlar borç da, ne zaman evleneceksin?” diye ısrar etti annesi. “Artık çoluk çocuğa karışsan, yoksa yalnız kalacaksın.”
Mehmet toprak yolda giderken, bagajdaki poşetler sallanıyordu. Aklına gençliği geldi, komşu köy olan Kuşkonmaz’da âşık olduğu kız… Sessiz ama içten bir kızdı. Emine’nin gözleri her şeyi anlatırdı. Yaz aşkı tutku ve hassasiyetle doluydu.
“Keşke bitmeseydi,” diye iç çekti Mehmet. “Ben askere gittim, oysa onun başka biri varmış… Parayla dönen adam, tüm köyün önünde onu rezil etmiş. Ah, Emine…”
Yol kenarında otostop çeken bir kız gördü. Arabasını yavaşlattı.
“Kuşkonmaz’a kadar gidebilir misiniz?” diye sordu kız, koyu renk saçlarını geriye attı.
“Bin,” diye başını salladı.
Yol boyunca Mehmet ona gizlice baktı. Bir şey tanıdık geliyordu yüzüne, neredeyse kan bağı varmış gibi.
“Yerli misin, yoksa misafir mi?” diye sordu.
“Eve dönüyorum,” dedi kız. “Hemşirelik sınavlarını verdim, şimdi dinleneceğim. Köyde yaz tatili mi olur, hep iş var tabii. Ama evin tadı bir başka, annem bekliyor.”
Gülümsedi ve Mehmet donakaldı… Bu gülüş tıpkı Emine’ninki gibiydi!
“Yoksa sen Emine’nin kızı mısın?” diye ihtiyatla sordu.
“Ben Elif Yılmaz,” dedi. “Annemin kızlık soyadı Emine Demir’di.”
“Ah, tabii,” dedi Mehmet, kalbi hızla çarpmaya başlamıştı. “Anneni sormuştum zaten.”
“Annemi tanıyor muydunuz?” diye şaşırdı kız.
“Eskiden görmüştüm,” diye cevap verdi Mehmet, onun yanağındaki beni fark ederek… Tıpkı kendininki gibiydi.
“Kaç yaşındasın hemşire kızım?” diye sordu, rahat görünmeye çalışarak.
“Onyedi, onsekize yaklaşıyorum,” diye güldü. “Ama daha küçük gösteriyorum.”
“Zamanla geçer,” dedi Mehmet arabayı durdurarak. “Annenin gençliğine mi benziyorsun?”
“Daha çok babama benziyorum,” diye ciddileşti kız, arabadan inerken. “Ama onun talihi kötüydü. Ben on yaşındayken vefat etti. Şimdi annemle ikimiziz. Mutluluk, gelip geçici…”
El sallayıp eve doğru yürüdü. Mehmet uzun süre arkasından baktı, direksiyona yaslanmış halde.
Büyükannesi onun üzüntüsünü hemen fark etti.
“Ne oldu sana Mehmet? Hastalandın mı? Ihlamur getireyim mi?”
“Yok anneanne, iyiyim. Eski fotoğraf albümü neredeydi?” diye sordu aniden.
“Verandadaki dolapta. Niye sordun ki?”
“Gençliğimi hatırlamak istedim,” dedi.
Albümü karıştırmaya başladılar. Ayşe Teyze komşulardan, dostlardan bahsediyordu. Mehmet, söz arasında Emine’yi sorunca, büyükannesi iç çekti.
“Sen gittikten sonra çabucak evlendi, Ali’yle. O onu seviyordu, sen neredeyse düğünlerini berbat edecektin, yakışıklı,” diye gülümsedi. “Hep kızların gözdesiydin. Ne zaman evleneceksin sen?”
“Kocasının öldüğünü söylüyorlar, değil mi?” diye ihtiyatla sordu Mehmet.
“Çok oldu. Büyük acı…” Büyükannesi ona dikkatlice baktı ve mutfağa gitti.
Bütün gün Mehmet’in içi rahat değildi. Arabaya aldığı kız aklından çıkmıyordu. Ben, gülüş, yaş… Her şey uyuyordu. Acaba onun kızı olabilir miydi? Emine’nin gerçeği saklamış olabileceği düşüncesiyle yüreği sızladı. Keşke o zamanlar, gençliğinde, onun için mücadele etseydi… Kaçmak yerine.
Ertesi sabah, uyanır uyanmaz arabasıMehmet, Kuşkonmaz’a doğru yola çıktı, çünkü artık gerçeklerle yüzleşme vakti gelmişti.




