Geçmişin Gölgeleri: Küçük Bir Köyde Dramatik Gerçekler

Emre hastalandı. Büyükannesiyle yaşadığı Küçükçay köyüne geldiğinde, hava kekik kokusu ve çocukluk anılarıyla doluydu. Eski yatakta uzanırken, büyükannesi Ayşe Hanım’a hüzünle baktı.

“Sen varsın ya, nine,” diye fısıldadı. “Yoksa bu dünyada yapayalnızım. Belki de kimsenin umrunda değilim?”

“Ne diyorsun, Emre, aklını mı kaçırdın?” diye bağırdı büyükanne, ellerini çırparak. “Böyle yakışıklı bir adam, kimsenin umrunda değil mi? Her dul kadının rüyası olursun! Yat, kalkma, ben komşudan ıhlamur balı alayım…”

Ayşe Hanım başını sallayarak çıktı. Emre gözlerini kapadı, huzursuz bir uykuya daldı. Birden kapı gıcırdadı, hafif ayak sesleri sessizliği böldü.

“Nine, sen misin?” Emre gözlerini açtı ve yatağa doğru ani bir hareketle doğruldu. Gözlerine inanamıyordu.

Emre, büyükannesinin yanına Küçükçay’a koşmuştu. Son yıllarda onunla ilgilenmeyi kendine görev edinmişti. Babası hâlâ fabrikada çalışıyor, annesi ise seralarında çiçeklerle uğraşıyor, ayda bir büyükanneyi ziyaret ediyordu.

“Ailede en rahat benim,” diye gülümsedi Emre. “Kırkıma merdiven dayadım, hâlâ evlenmedim. Sizse hep bir koşuşturmadasınız.”

“Nine seni çok seviyor,” diye cevap verdi annesi. “Alışveriş yaparsın, işlerini halleder, yanında zaman geçirirsin diye biliyor.”

“Evet, onu seviyorum,” diye iç geçirdi Emre. “Çocukken yazları burada cıvıl cıvıl koştururdum. Sonra askerlik, iş, derken zaman geçti. Şimdi borçlarımı ödeme vakti.”

“Borç başka, evlenmek başka,” diye diretmişti annesi. “Bir an önce yuva kursan da torun beklesek!”

Emre toprak yolda ilerlerken, bagajdaki poşetler sallanıyordu. Aklına gençliği geldi; yakındaki Gölbaşı köyünde bir kıza âşık olmuştu. Didem, sessiz ama içten bir kızdı, gözleri her şeyi anlatırdı. Yaz aşkı tutkulu ve masumdu.

“Ah, keşke devam etseydi,” diye mırıldandı. “Ben askere gittim, sana dönen biri varmış, köy meydanında olay çıkarmış. Didem…”

Yol kenarında el kaldıran bir kız gördü. Emre arabayı durdurdu.

“Gölbaşı’na gider misiniz?” diye sordu kız, koyu saçlarını geri attı.

“Bin,” diye başıyla işaret etti.

Yolda kızın yüzüne gizlice baktı. Bir şey tanıdık geliyordu.

“Yerli misin, misafir mi?” diye sordu.

“Eve dönüyorum,” dedi kız. “Hemşirelik sınavlarını verdim, dinleneceğim. Köyde dinlenme olur mu, hep iş var ama ev iyi.”

Gülümsedi, Emre’nin yüreği ağzına geldi—Didem’in gülüşüydü bu!

“Didem’in kızı mısın?” diye dikkatle sordu.

“Ben Elif Kaya,” dedi kız. “Annemin kızlık soyadı Didem Yıldız.”

“Tabii ya,” diye mırıldandı Emre, kalbi gümbürdüyordu. “Anneni soruyordum.”

“Annemi tanıyor musunuz?” diye şaşırdı kız.

“Bir ara görmüştüm,” diye geçiştirdi. Tam o anda kızın yanağındaki bene takıldı—kendisininki gibiydi!

“Kaç yaşındasın?” diye sordu, rahat görünmeye çalışarak.

“Onyedi,” diye güldü. “Genç gösteriyorum herhalde.”

“Geçer,” dedi Emre arabayı durdurarak. “Anneye mi çekmişsin?”

“Babam gibi, sanırım,” diye ciddileşti Elif, inerken. “Onun talihi kötüydü. On yaşındayken öldü. Şimdi sadece annemle varız. Mutluluk kısa sürer…”

El sallayıp eve yöneldi. Emre uzun süre direksiyona yaslanıp ona baktı.

Büyükanne hemen üzüntüsünü fark etti.

“Ne oldu, Emre? Hasta mısın? Ihlamur içelim mi?”

“Hayır nine, iyiyim. Eski fotoğraf albümü nerede?” diye sordu aniden.

“Verandadaki dolapta. Neden?”

“Gençliğimi hatırlamak istedim,” dedi.

Albümü karıştırırken büyükanne komşuları, akrabaları anlattı. Didem’i sorduğunda, Ayşe Hanım iç çekti.

“Sen gittikten sonra hemen Selim ile evlendi. O Didem’i seviyordu, sen neredeyse düğünlerini berbat edecektin,” diye gülümsedi. “Hep kızların gözdesiydin. Ne zaman evleneceksin?”

“Kocasının öldüğünü söylediler, değil mi?” diye dikkatle sordu.

“Çok oldu. Büyük acıydı…” Büyükanne ona anlamlı bir bakış attı ve mutfağa gitti.

Bütün gün yerinde duramadı. Elif’i düşünmeden edemiyordu. Ben, gülüş, yaş—her şey uyuyordu. Acaba onun kızı olabilir miydi? Didem’in gerçeği saklamış olabileceği aklına geldikçe içi burkuluyordu. Keşke gençken onun için çabalasaydım diye kendine kızdı.

Ertesi sabah erkenden Gölbaşı’na gitti. Didem avluda çamaşır asıyordu. Onu görünce donakaldı, sonra leğeni bırakıp içeri kaçtı.

“Didem, çık! Konuşmalıyız!” diye seslendi, sesinin titrediğini hissederek.

Didem kapının önünde durdu, yavaşça bahçeye geldi.

“Elif duymasın. Niye geldin, Emre?”

“Nineyle kalıyorum şimdi…” diye başladı Elif.

“Yıllardır yoktun. Ne istiyorsun?” Gözleri ıslaktı.

“Bana çok kızdın mı?” diye sordu. “Hatalıydım. Senin için savaşmalıydım…”

“Neden geçmişi karıştıryorsun?” diye fısıldadı Didem. “Gençtik, aptaldık. Ben de hatalıydım—Selim gider”Çocuğumuzu büyüttüm, himayesiz kalmadı, ama sen şimdi geldiğine göre belki geç değildir.”

Rate article
Lifequest
Geçmişin Gölgeleri: Küçük Bir Köyde Dramatik Gerçekler