Haftalık Sosis: Kayınvalidemin Bizim Çok Yediğimize Dair Kararı

O sıcak temmuz gününde, Gülnaz Hanım sabahın erken saatlerinden beri camları silip yastıkları dövüyor ve kızına, artık kendisiyle Ali’nin köye gitmesi gerektiğini hatırlatıyordu – sarımsaklar olmuştu. Ayşe işlerinden, çocuklardan bahsederek bahane üretmeye çalıştı ama annesi her zamanki gibi ısrarcıydı.

“Yaz bitecek, siz hâlâ şehirde bayatlıyorsunuz!” diye çıkarttı telefonun diğer ucundan. “Çilekler geçecek, patatesler moraracak, siz hâlâ ellerinizde telefon!”

Sonunda anlaştılar: Hafta sonu gelecekler, bahçeye yardım edecekler ve tabii ki her zamanki gibi akşam oturup biraz nefes alacaklardı.

Ali gitmeye pek hevesli değildi. Son ziyaretleri, hâlâ aklından çıkmayan tatsız bir olayla sonuçlanmıştı. O zaman sadece pilavın yanına biraz sucuk istemişti – ama kaynanası tam anlamıyla vermemişti. Öyle ani bir tepkiydi ki neredeyse boğulacaktı şaşkınlıktan.

Cumartesi sabahı yola çıktılar. Çabuk ve özenli çalıştılar: sarımsakları çektiler, ayıkladılar, bağladılar. Şimdi sıra dinlenme, akşam yemeği ve sıcak bir sohbetti. Ali duşunu almış, mutfağa girmişti. Ayşe ve annesi sofrayı hazırlıyorlardı. Pilavın kokusu baş döndürüyordu. Adam, beklememek için buzdolabını açtı, bir parça sucuk aldı, kendine tost yapacaktı ki…

“Sakın ha!” diye keskin bir sesle çıkıştı Gülnaz Hanım.

Sucuk anında buzdolaba geri döndü. Ali olduğu yerde dondu. Hiçbir şey anlamamıştı.

“Bu ne sahne anne?” diye şaşkınlıkla sordu Ayşe.

“Sucuk sadece sabah kahvaltısında, ekmeğin yanında! Şimdi pilav var. İştahını bozma!” diye kestirip attı kaynana.

Ali masaya oturdu, pilavdan bir kaşık aldı ama içinde et yoktu. Bari birkaç dilim sucuk isteyim dedi. Ama yine red.

“Ne bu sucuk takıntısı?” diye öfkelendi Gülnaz Hanım. “Zaten yarım paketi yediniz! Kaç lira ettiğini biliyor musunuz? Bunu bir haftalık aldım!”

Ali tabağını itti. İştahı tamamen kaçmıştı. Kalktı, dışarı çıktı. Ayşe bir süre sonra peşinden geldi. Kocası kanepede uzanmış, tavana bakıyordu.

“Hadi eve dönelim. Burada duramıyorum. Her hareketim izleniyor, sanki bir şey çalıyormuşum gibi. Allah korusun ekmeği fazla sürsem, elimden alacak korkusuyla yiyorum.”

“Burada market bile yok,” dedi suçlu bir ifadeyle Ayşe. “Haftada bir seyyar satıcı geliyor.”

“Kiraz, kayısı yerine yiyecek bir şeyler getirseydik!” diye burun kıvırdı Ali. “Yarın dönüyorum. Sonra sizi alırım. Etsiz burada fazla dayanamam.”

“Beraber gidelim,” diye kararlılıkla cevap verdi Ayşe.

Ertesi sabah öyle yaptılar. Ayşe annesine, Ali’yi işten acilen çağırdıklarını söyleyerek yalan attı. Kaynana onları hışımla uğurladı.

Neredeyse bir yıl geçti. Gülnaz Hanım’ın yanına gitmediler. Ama o onlara gelmekte hiç tereddüt etmedi. En ilginci, bu kez onların buzdolabını kendisininki gibi açmasıydı. İstediğini alıyor, kimseye sormuyordu. Ali bile gülüyordu:

“Bak, sucuk! Demek ki burada serbest…”

Ama ilkbaharda yine telefonlar başladı:

“Hadi ne zaman geleceksiniz? Bahçe bekleyecek değil ya.”

Ali önce bahane buldu. Ama Ayşe kurnazca bir çözüm önerdi:

“Yanımızda bolca yiyecek götürelim. Annem kimin ne yediğini saymasın diye.”

Ali kabul etti – tek şartla: yolda bir süpermarkete uğrayacaklardı. Ve sonunda yine o köy evinin kapısındaydılar. Ellerinde dolu poşetler.

“Bu da ne? Yine kayısı mı?” diye dudak büktü kaynana, ama poşetlerin içinde peynir, et ve sucuk görünce duraksadı.

“Kaç gram yediğimi saymanıza gerek kalmasın diye,” diye sırıttı Ali.

Gülnaz Hanım hmph dedi ama sesini çıkarmadı. Sonra, mutfakta kimse yokken kızına fısıldadı:

“Keşke hep böyle yiyeceklerle gelseniz. Bana da kolaylık olur, size de rahat.”

Ayşe sessizce başını salladı. Hem gücendi hem güldü. Ama önemli olan, Ali’nin artık tekrar gelecek olmasıydı. Belki yiyeceklerle. Ama en azından kavgasız, hesapsız. Deneyimler gösterdi ki, bu da bir tür aile mutluluğuydu.

Rate article
Lifequest
Haftalık Sosis: Kayınvalidemin Bizim Çok Yediğimize Dair Kararı