İkinci Ailenin Sırrı: Gizem Dolu Bir Drama

İkinci Ailenin Sırrı: Isparta’da Bir Dram

“Kocanızın başka bir ailesi olduğunu biliyor musunuz? Artun adında bir oğlu var.” Telefondaki ses buz gibi ve keskin çıkmıştı. Kadın apar topar telefonu kapattı.

Benim adım Aylin, kocamın adı ise Demir. Isparta’da yaşıyorduk ve mutlu bir aile olduğumuzu sanıyordum. İki kızımız vardı ve Demir onlara aşırı düşkündü, “prenseslerim” diye sever, öyle şımartırdı ki beni bile geçmişlerdi sevgide. Ben de onu deli gibi seviyordum, o da bana karşılık veriyor gibiydi. Ama son aylarda gergin, sinirli, hatta kızlarıma bile bağıran birine dönüşmüştü.

Neler olduğunu anlayamıyordum. Sorduğumda ise savuşturdu:
“İşte sıkıntılar var, Aylin. Takma kafana.”

Bir nebze rahatlamıştım ama içimdeki huzursuzluk geçmiyordu. Evdeki gerginlik artıyordu, sonunda Demir’le ciddi bir konuşma yapmaya karar verdim. Tam o sırada telefon çaldı. Tanımadığım bir kadın sesi o sözleri söyledi:
“Kocanızın başka bir ailesi olduğunu biliyor musunuz? Artun adında bir oğlu var.”

Bağlantı kesildi. Donup kalmıştım, sanki ayaklarımın altındaki toprak kaymıştı. Benim Demir’im mi? Aldatıyormuş? Başka bir ailesi mi var? İnanamıyordum. Onu işten beklemek bir işkenceydi. Eve girdiğinde, gözyaşlarımı zor tutarak patladım:
“Demir, Artun kim?”

Donakaldı, bu soruyu hiç beklemiyordu. Yüzü bembeyaz oldu, mırıl mırıl bir şeyler geveledi ama tek bir kelimeyi bile anlayamıyordum. Bu kez öfkeyle patladım:
“Eğer şimdi gerçeği söylemezsen, ben kendim öğreneceğim!”

Demir bir sandalyeye çöktü, ellerini yüzüne kapattı ve konuşmaya başladı. Üç yıl önce iş yerinde genç bir kadınla ilişkisi olmuştu. Kadın hamile kalmış, o ise çocuğu aldırması için yalvarmış, bizi ve kızlarımı sevdiğini, asla ailesini bırakmayacağını söylemişti. Ama kadın, çocuğunu doğurmuş ve onunla şantaj yapmaya başlamıştı. Bir oğlu olmuştu. Kadın kötü bir anne çıkmıştı ve Demir, oğlunun sefil bir hayat yaşamasına ya da yetimhaneye düşmesine izin veremeyeceğini söylüyordu.

Dinlerken dünyam başıma yıkılıyordu. Bu nasıl bizim başımıza gelebilirdi? Ama Demir’i seviyordum. Beni ve kızlarımızı sevdiğini biliyordum—o prensesler ki, babaları masal okumadan asla uyumazlardı. Acı ve gözyaşlarının arasından ona affettim, beraber üstesinden gelebileceğimize inandım.

Bir gün, üniversiteden beri görüşmediğim bir arkadaşımla karşılaştım. Bir yetimhanede çalışıyordu. Bir kafeye oturmuştuk ki birden Demir’i gördüm. Beş yaşlarında bir çocukla masada oturuyordu. Hemen anladım—o, onun oğluydu. Arkadaşım bakışımı fark etti ve yavaşça:
“Ebeveynleri var ama yine de yetim sayılır.” dedi ve Demir’le çocuğa işaret etti.

Sonra anlattı: Çocuğun annesi onu terk etmiş, evlenip yurt dışına gitmişti. Babası yani Demir’in ise kendi ailesi vardı. Çocuk resmi olarak yetim değildi, ama gerçekte yapayalnızdı. Yüreğim parçalanıyordu.

Arkadaşım gitti, ben ise kendimi toparlayıp masalarına yaklaştım. Gülümsemeye çalışarak:
“Beyefendiler, eve gitme vakti gelmedi mi?” dedim.

Artun bana korkuyla baktı ama gülümsemi görünce birden hıçkırarak ağlamaya başladı, bana sarıldı ve:
“Anne, beni eve götüreceğini biliyordum!” diye bağırdı.

O küçük çocuğu kollarıma aldım ve o an anladım—o artık benimdi. Onu kimseye vermezdim. Demir’le birlikte Artun’u evlat edindik. Şimdi üç çocuğumuz var. Kızlarımız küçük kardeşlerine bayılıyor, o ise dünyanın en mutlu çocuğu.

Sonrasında Artun’un anneannesini ziyaret ettim. Bana kızının Demir’i hiç sevmediğini, hatta kendi oğlundan nefret ettiğini anlattı. Şimdiyse bizim çocuğumuz sevgiyle kuşatılmış durumda.

Yıllar geçti. Kızlarımız büyüdü, evlendiler, mutlular. Artun ise tıp fakültesinden mezun olmak üzere ve biz çocuklarımızla gurur duyuyoruz. Eşimin oğluna gerçek bir aile sunduğum için hiç pişman değilim. Anne babası olan çocuklar yetim kalmamalı—bu büyük bir günahtır.

Rate article
Lifequest
İkinci Ailenin Sırrı: Gizem Dolu Bir Drama