Altmış iki yaşındayım, o kırk dokuzunda… Bana sevdiğini söylüyordu, ben ise onu doyurup çamaşırlarını yıkıyordum… Ta ki kapı dışarı edene kadar.
Yıllar önce zor bir boşanma yaşadım. Zaman geçse de yaralarım zor iyileşiyordu.
İlk kocam sadece başarısız biri değil, adeta bir vampirdi; enerjimi, paramı ve yaşama arzumu emiyordu. Çalışmıyor, içiyor, geceleri ortadan kayboluyor, sonra da leş kargaları gibi evden eşya çalıp götürüyordu. Ben ise sessizce katlanıyordum. Oğlum için. Kaan için. Sadece onun için.
Kaan on iki yaşına geldiğinde, bir gün yanıma gelip gözlerimin içine baktı ve dedi ki:
*”Anne, neden buna katlanıyorsun? Kov onu. Sadece kov gitmesini.”*
O anda gözlerim açıldı. Her şey billur gibi netleşti. Aynı akşam kapıyı gösterdim. Hiç acımadı. Sadece bir rahatlama hissettim. Özgürlük. Korkusuz ve suçluluk duymadan nefes almanın ne büyük bir mutluluk olduğunu anlatamam.
Sonra başka erkekler geldi. Birkaç tane. Kimi mesaj atıyor, kimi sinemaya davet ediyordu. Ama hiçbirine aşık olamadım. Korkuyordum. Yine aynı tuzağa düşmekten korkuyordum. Yine bir kadın değil, hizmetçi olmaktan.
Son dört yıl özellikle yalnızdı. Oğlum Kanada’ya yerleşmişti. Beni de çağırıyordu. Ama gidemezdim. Bu yaştan sonra yeni bir ülkede hayata başlamak için çok geçti. Kırk yılım burada geçmişti. Anılarım, köklerim, acılarım ve mutlulukum hep buradaydı.
Sonra pandemi geldi. Ve her şey durdu. Misafir yok, sarılmalar yok. Sadece sessizlik ve dört duvar.
Bir arkadaşım dedi ki:
*”En azından biriyle konuş, gül… Sen de taş değilsin ya!”*
Ben ise cevap verdim:
*”Yaşıtım erkeklere bakıyorum, kalbim daralıyor. Hepsi kır saçlı, kamburu çıkmış. Sadece acıma hissediyorum. Bir kadın değil, bakıcı arıyorlar. Ben ise bakıcı olmak istemiyorum. Sevilmek istiyorum.”*
*”O halde daha genç birini bul!”* dedi. *”Harika görünüyorsun, cidden!”*
El salladım geçiştirerek. Ama o tohum düşmüştü bir kere.
Sonra garip bir şey oldu. Onu gördüm.
Her gün parkta köpeğini gezdiren bir adamdı. Uzun boylu, fit, hep siyah ceketiyle… Adı Serkan’dı. Kırk dokuz yaşındaydı. Boşanmış, eşi İspanya’ya gitmiş, yetişkin bir kızı vardı.
Laf lafı açtı. Sonra sohbetler uzadı. Kahveler, çiçekler… Her gün. Ne zaman evime yerleştiğini bile hatırlamıyorum. Artık burada yaşıyordu.
Komşular şaşkınlıkla soruyordu:
*”Nasıl bir adam böyle! Bu kadar yakışıklı bir adam, hem de seninle, Sevil?! Bir büyücü olmalısın!”*
Tabii ki hoşuma gidiyordu. Ona yemekler yapıyordum, gömleklerini ütülüyordum, kapıda gülümseyerek karşılıyordum. Yeniden bir kadın olduğumu hatırladım.
Ama bir gün bana dedi ki:
*”Bak, biraz hareket et, köpeğimi sen gezdirsen fena olmaz.”*
Şaşırdım:
*”Neden birlikte çıkmıyoruz ki?”*
*”Şey… Sürekli birlikte görünmemiz iyi olmaz. İnsanlar konuşur…”*
O anda içime bir ok saplandı: Benim yüzümden utanıyordu. Yaşımdan, kırışıklıklarımdan, saçımdaki aklardan…
Etrafa baktım. Evde hiçbir şey yapmıyordu. Çoraplarını bile kirli sepetine atmıyordu. Ben ise… Pişiriyor, ütülüyor, temizliyor, yıkıyordum. Hizmetçiydim. Sevilen değil. Bir kadın değil. Sadece hizmet.
Cesaretimi toplayıp dedim ki:
*”Serkan, bu evde her şey eşit olmalı. Gömleklerini kendin ütüleyebilirsin. Köpeğini de sen gezdirmelisin.”*
Yarım bir gülümsemeyle cevap verdi:
*”Bak, genç ve yakışıklı bir adam istiyorsan, ona göre davranmalısın. Memnun et, mutlu et, hizmet et. Yoksa sana ne faydam olur?”*
Ona yabancı birine bakar gibi baktım. Sadece dedim ki:
*”Eşyalarını toplamak için yarın saatin var.”*
*”Ne?! Kızım ve erkek arkadaşı burada kalacaktı, şaka mı yapıyorsun?”*
*”Kızının yanında kalırlar. İyi şanslar.”*
Kapıyı gösterdim. Bağırmadan, kavga etmeden. Sadece kapıyı kapattım. Sonra oturup ağladım.
Evet, acı çekiyordum. Küçük düşmüştüm. Yalnızdım. Ama yıkılmamıştım. Doğru olanı yaptığımı biliyordum. Çünkü bir adam sadece almak için geliyorsa, sevgi değil, asalaklıktır bu.
Altmış iki yaşındayım. Yüzümde kırışıklıklar, ayaklarımda yorgunluk var. Ama içimde hâlâ canlı, sıcaklık arayan bir ruh var. Ve hâlâ inanıyorum ki sevgi mümkün. Bir yerlerde, benimle olmak isteyen, benden faydalanmayan biri var.
Genç olması gerekmiyor, uzun boylu olması gerekmiyor, en iyisi olması gerekmiyor. Sadece yanımda olsun isterim. Dürüstçe. Sıcaklıkla. Saygıyla.
Çünkü bir kadın, altmış iki yaşında bile olsa, kırık olmak zorunda değildir.




