Bir soğuk sabah, Bursa’nın dar sokaklarındaki küçük bir kafenin içinde, 53 yaşındaki Ayşe’nin hayatını değiştirecek bir anda, yüreğine saplanan bir gerçekle yüzleşti. Yılların yorgunluğu, bir anda patlamış, ona kendini ve ailesini yepyeni bir gözle görmesini sağlıyordu.
Yaşına rağmen ruhu hâlâ gençti. Yaşlanmayı düşünecek vakti yoktu. Ailesini geçindirmek için üç farklı işte çalışıyor, tıpkı bir çarkın içinde dönen bir fare gibi durmaksızın koşturuyordu. Kocası Mehmet ise yirmi yıldır çalışmıyordu. Bir zamanlar işini kaybetmiş, yeni bir iş aramış ama sonra tembelliğe alışmıştı: Koltukta uzanıp televizyon izliyor, cips yiyordu. Ayşe’nin omuzlarındaki yük ağır, ama Mehmet bunu görmüyor gibiydi.
Gençken evlenmişlerdi; o 19, Mehmet 20 yaşındaydı. Aşkları bir anda alevlenmiş, plansız bir hamilelikle kızları Sibel dünyaya gelince bağları daha da güçlenmişti. Ama zaman geçtikçe bu bağ zayıflamıştı. Ayşe sessizce, Mehmet’in bir gün yeniden hayallerinin peşinden gideceğini ummuş, akrabalarının eleştirilerine karşı onu hep savunmuştu. Sibel de annesi gibi erken evlenmiş, ama kocası oğlu Doğan doğduktan kısa bir süre sonra onu terk etmişti. Tek başına kalan Sibel, maddi desteği için annesine bel bağlamıştı. Ayşe, kızının çocuğuna odaklanabilmesi için ona seve seve yardım ediyordu, ama zamanla bu yardım bir alışkanlığa dönüştü. Sibel iş aramayı bırakmış, tamamen annesinin sırtına yüklenmişti.
O sabah Ayşe, mahallenin küçük kafesi “Huzur”a kahve almak için uğradı. Kuyruk yavaş ilerliyordu ki bir grup genç onun önüne geçti. Ayşe’nin sinirlenmesine gülüp çirkin sözlerle dalga geçtiler: “Acele neyin var, anneanne? Zaten gidecek bir yerin yok ki!” Bu kabalık, beklediğinden daha derin bir yara açtı. Ayşe kafeden çıktı, arabasına bindi ve aynaya baktı. Yorgun bir yüz, daha önce fark etmediği kırışıklıklar, dökülen saç telleri ona bakıyordu. En son ne zaman sadece kendisi için bir şey yapmıştı? Cevabı yoktu. Yıllardır kendini unutmuş, başkalarına adadığını fark etti.
O an içinde bir kıvılcım çaktı. Artık değişim vaktiydi. Telefonu eline aldı, Sibel’i aradı ve sert bir sesle:
“Kızım, maddi destek bugün bitiyor. Artık ayaklarının üzerinde durman lazım.”
Sibel itiraz etmeye başladı, ama Ayşe sözünü kesti:
“Tartışmıyorum.” Telefonu kapattı.
Sonra kuaföre gitti. Yıllar sonra ilk kez kendine zaman ayırdı; saçlarını kestirdi, boyattı, manikür yaptırdı. Alışverişe çıktı, eski püskü kıyafetlerini geride bırakıp yenilerini aldı. Eve döndüğünde Mehmet’i her zamanki pozisyonda, kanepede buldu. Onun bu değişimini görünce şaşırdı, ama desteklemek yerine “gereksiz harcama” diye çıkıştı, ona “sorumluluklarını” hatırlattı.
Tam tartışırlarken Sibel içeri öfkeyle girdi, annesine neden onu “yüzüstü braktığını” sordu. Ayşe derin bir nefes aldı, sesi titreyerek konuştu:
“Yıllarca sizin rahatınız için kendimi harcadım. Artık yoruldum. Sizin için bir bankam”Artık benim zamanım.”




