Yıldızlar Altındaki Sır: Çamlıca’da Bir Dram
62 yaşında bir adamla tanıştım ve mutlu olmuştum, ta ki onu kız kardeşiyle konuşurken duyana kadar. O gece, yeni yeni bulduğum aşkı sorgulamam için kalbimi şiddetle sarstı.
Kim demiş 62 yaşında gençlik aşkı gibi sevilemeyeceğini? Arkadaşlarım bana gülüyordu ama ben mutluluktan parlıyordum. Adı Mehmet’ti, benden biraz daha büyüktü. Çamlıca’daki klasik müzik konserinde tanışmıştık. Aramızda kitap ve eski film sevgisi gibi ortak noktalar keşfetmiştik. O akşam hafif bir yağmur yağıyordu, hava ısınan asfaltın kokusuyla karışık tazeliğini yayıyordu ve kendimi birden genç, dünyaya açık hissettim.
Mehmet, nazik, düşünceli, ince bir mizah anlayışına sahip biriydi. Aynı hikayelere gülüyor, onun yanında hayata yeniden sevinmeyi öğreniyordum. Ama bana bu kadar ışık getiren haziran ayı, hiç farkında olmadığım bir sırla gölgelendi.
Giderek daha sık görüşmeye başladık: tiyatroya gidiyor, şiir tartışıyor, alıştığım yalnız yılların hatıralarını paylaşıyorduk. Bir gün beni nehir kenarındaki, kartpostallardan fırlamış gibi duran evine davet etti. Çam kokusu havada asılıydı, güneş suyun üstüne altın serpiyordu. Hiç olmadığım kadar mutluydum. Ama bir akşam, orada kaldığım bir gece, Mehmet “işlerini halletmek” için şehre gitti. Yokluğunda telefonu çaldı. Ekranda “Sevgi” yazıyordu.
Açmadım tabii, gereksiz görünmek istemedim. Ama bir endişe, bir gölge gibi içime sızdı. Bu Sevgi de kimdi? Döndüğünde Mehmet, sağlık sorunları olan kız kardeşi olduğunu söyledi. Sesi öyle içtendi ki inanmak zorunda kaldım. Ama sonraki günlerde daha sık gitmeye, Sevgi’den daha çok arama gelmeye başladı. Bir şeyler sakladığını hissediyordum. Birbirimize bu kadar yakınken aramıza görünmez bir duvar örülmüştü.
Bir gece uyandığımda yanımda olmadığını fark ettim. Evin ince duvarlarından telefon konuşmasının uğultusu geliyordu:
“Sevgi, biraz daha bekle… Hayır, henüz bilmiyor… Evet, anlıyorum… Biraz zamana ihtiyacım var.”
Ellerim titredi. “Henüz bilmiyor” dediği bendim herhalde. Geri yattım, uyuyormuş gibi yaptım. Ama kafamda sorular fırtınası kopuyordu. Ne saklıyordu? Neden zamana ihtiyacı vardı? Kalbim acı ve korkuyla sıkışıyordu.
Sabah, “pazardan meyve alacağım” diye çıktım. Aslında bahçede gizlice arkadaşım Leyla’yı aramam gerekiyordu:
“Leyla, ne yapacağımı bilmiyorum. Mehmet’in kardeşiyle ilgili bir derdi var galiba. Belki borç? Ya da daha beteri… Daha yeni güvenmeye başlamıştım.”
Leyla telefonda derin bir nefes aldı:
“Onunla konuş, Canan. Yoksa kendi kendini yersin.”
Akşam dayanamadım. Mehmet bir dönüşünde titreyerek sordum:
“Mehmet, kardeşinle konuşmanı duydum. Henüz bilmiyor demişsin. Lütfen açıkla, ne oluyor?”
Yüzü bembeyaz oldu, gözlerini kaçırdı:
“Özür dilerim… Söyleyecektim. Sevgi kız kardeşim, ama büyük dertleri var. Borç batağına battı, evini kaybedebilir. Benden yardım istedi, ben de… neredeyse tüm birikimimi harcadım. Bunu öğrenirsen güvenilmez olduğumu düşünürsün diye korktum; bir şey sunamayacağımı. Bankayla işimi halledip sonra anlatacaktım.”
“Ama henüz bilmiyor dedin ya!” Sitemle titriyordu sesim.
“Çünkü gitmenden korktum. Yeni yeni bir şeyler kuruyoruz. Dertlerimle seni yüklemek istemedim.”
Acı kalbimi deldi, ama yerini bir rahatlamaya bıraktı. Başka bir kadın yoktu, çift hayat ya da çıkar değildi. Sadece beni kaybetme korkusu ve kardeşini koruma isteği. Gözlerim doldu. Bana yük olan o yalnız yılları hatırladım, Mehmet’i yanlış anlaşılma yüzünden kaybetmek istemediğimi anladım.
Elini tuttum:
“62 yaşındayım ve mutlu olmak istiyorum. Sorunlarımız varsa birlikte çözeriz.”
Mehmet rahatlamış bir nefes verdi, gözleri parladı. Sıkıca sarıldı bana. Ay ışığı altında, cırcır böceklerinin şarkısı ve çam kokusu eşliğinde endişelerim yok oldu. Beraberdik, önemli olan buydu.
Ertesi sabah Sevgi’yi arayıp bankayla görüşmelerde yardım teklif ettim. Organizasyon yeteneğim ve birkaç bağlantım vardı hâlâ. Onunla konuşurken sevdiğim insanın yanında bir de özlediğim bir aile bulduğumu hissettim. Sevgi çok etkilenmişti, hemen anlaştık.
O şüphe ve korku dolu günlere dönüp baktığımda anladım: Sorunlardan kaçmak değil, sevdiğinle birlikte yüzleşmek önemliydi. Evet, 62 yaş yeni bir aşk için en romantik dönem sayılmaz, ama hayat gösterdi ki kalbini açarsan mucizeler mümkün. Şimdi Çamlıca’da bizim hikayemiz başkalarına ilham veriyor, aşkın ve güvenin her gölgeyi aşabileceğini hatırlatıyor.




