Neden mortgage alalım ki, büyükannen ölüp de evini miras almayı bekleyelim? Kocamın kardeşi Murat tam da böyle düşünüyordu. Karısı Gülsüm ve üç çocuğuyla beraber, kredi çekmek yerine büyükanneleri Lale Hanım’ın ölümünü bekliyorlardı. Açgözlülükleri, tüm Eskişehir’i sarsan bir aile kavgasına yol açtı.
Murat ve karısı Gülsüm, çocuklarıyla birlikte Lale Hanım’ın evinde kalıyordu. Durum, hafif tabirle, biraz dar görünüyordu. Üç odalı bir evde hepsinin eşek kadar yer mi var sanki? Ama kendi evlerini aramak yerine, Lale Hanım’ın bir an önce vakit dolmasını dört gözle bekliyorlardı. 75 yaşına rağmen dinç, enerjik, akıllı telefon kullanmayı bile beceren, konserlere giden, kız arkadaşlarıyla buluşan ve hatta arada bir romantik buluşmalara bile çıkan Lale Hanım’ın bu hayat dolu hâli onları deli ediyordu. Sabırları tükenen çift, bir plan yaptı: Lale Hanım’ı evi Murat’a devretmeye ikna edip, huzurevine göndermek! Tabii Lale Hanım kesin bir dille reddedince torununun öfkesiyle karşılaştı. Onun bu dik duruşu, ailedeki fitili ateşledi.
Lale Hanım’ın bir hayali vardı: Çin’e gitmek. Kocam Ali ile Murat’ın planlarını öğrenince, ona bizimle yaşamasını teklif ettik. Evini kiraya verip bu parayla seyahat biriktirmesini önerdik. O da kabul etti. Lale Hanım bize taşındı, kiracı da buldu. Durumu öğrenen Murat ve Gülsüm, tam bir fırtına kopardı. Evin kendilerine ait olduğunda ısrarcıydılar, hatta kiradan gelen paraları da vermesini istediler. Murat, Ali’yi büyükannenin kafasını karıştırmakla suçlayıp mirası çalmaya çalışmakla itham etti. Yüzsüzlüklerinin sınırı yoktu.
Gülsüm sık sık bize gelmeye başladı. Bazen tek, bazen de çocuklarıyla. Lale Hanım’ın sağlık durumunu sorup duruyor, bir an önce kötü haber alacağı günü bekliyordu sanki. Murat da boş durmuyor, büyükannesinin bir an evvel kendilerine evi bırakması için dualar ediyordu. Ama Lale Hanım pes etmeye niyetli değildi. Biriktirdiği parayla Çin’e gitti. Döndüğünde Çin Seddi’ni ve rengârenk bahçeleri anlatırken gözleri parlıyordu. Ona evini satıp küçük bir stüdyo almasını, gezmeye devam edip sonra bizimle rahat rahat yaşamasını önerdik. Düşündü taşındı ve kabul etti.
Eskişehir merkezdeki geniş üç odalı evini satıp şirin bir stüdyo aldı. Kalan parayla da bu kez İspanya, Avusturya ve İsviçre turuna çıktı. İsviçre’de kader ona güzel bir sürpriz yaptı: Hans adında bir İsviçreliyle tanıştı ve evlendi. Biz de Ali’yle düğünlerine gittik. 75 yaşında bir gelinin aşkla ışıldamasını görmek gerçekten mucize gibiydi. Lale Hanım bu mutluluğu hak etmişti; hayatı boyunca çalışmış, çocuklarını ve torunlarını hep desteklemişti.
Murat, düğün haberini alınca yine rahat durmadı. Yeni aldığı stüdyoyu kendisine vermesini istedi! Beş kişilik ailesini oraya nasıl sığdıracaktı, bilinmez. Ama artık bizi ilgilendirmiyordu. Lale Hanım’ın sonunda kendi hayatını yaşadığı için mutluyduk. Onun hikâyesi Eskişehir’de dilden dile dolaştı; kimilerini gururlandırırken, kimilerini de kıskançlıktan çatlatıyordu.
Şimdi Lale Hanım ve Hans, İsviçre ile Eskişehir arasında mekik dokuyor. Bize gezilerinden kartlar atıyor, Murat’ın onun ölümünü beklediği günleri hatırlayıp kahkahalarla gülüyor. Bu olay, açgözlülüğün aile bağlarını nasıl yıktığını gösterdi ama aynı zamanda kendi hayatını yaşama cesaretinin her türlü entrikadan güçlü olduğunu da kanıtladı. Lale Hanım hepimize örnek oldu: Mutluluğu seçmek için asla geç değildir, tüm dünya karşı çıksa bile!




