Telefon Sessiz Moda Alınırken Evliliği Tehlikeye Atan Sırlar Ortaya Çıktı

Bir haftadır evimiz bir savaş alanına dönmüş durumda. Eşim Kerem’le konuşmuyoruz, birbirimize bakmıyoruz ve çocuğun bakımı dışında hiçbir konuda iletişim kurmuyoruz. Hatta o bile sadece birkaç kuru cümleden ibaret. Her şey, önemsiz görünen bir tesadüfle başladı.

O gün Kerem, her zamanki gibi işe gitmişti. Ben ev işleriyle meşguldüm, bebeğimiz kendi yatağında uyuyordu. Saat on civarında telefonu, komodinin üzerinde unutulmuş, titreşmeye başladı. Bir, iki, üç kez… Sesi kapatmak için yanına gittim ki bebeği uyandırmasın. Ama gözüm bir anda sohbetin adına takıldı: “Ailem”.

Yıldırım çarpmışa döndüm. “Ailem” — peki ben bu gruptan neden hiç haberdar olmamıştım? Ben, eşi, çocuğunun annesi, bu “aile”nin içinde değil miydim? Kalbim sıkıştı ve merakıma yenik düştüm. Sohbeti açtım. Pişman oldum. Ama artık çok geçti.

Yazışmalarda Kerem, annesi, babası ve kızkardeşi vardı. Ben yoktum. Ama ben, konuşulan bir konu olarak oradaydım. Görünüşe göre kötü bir eş, beceriksiz bir anne ve oğulları için uygun olmayan biriydim. Kayınvalidem, çocuğu yanlış beslediğimi, evin dağınık olduğunu, “sanki maden ocağında çalışıyormuşum gibi hep yorgun ve bitkin göründüğümü” yazmıştı. Kerem’in kızkardeşi de hiç çocuk bakmamış olmasına rağmen ona destek çıkıyor, üstüne tuz biber ekiyordu.

Ama en acı olan, Kerem’in sessizliğiydi. Beni savunacak tek bir kelime etmemişti. Annesinin kırıcı sözlerine gülücükler atıyor, kardeşinin yorumlarını beğeniyordu. Sevdiğim adam, çocuğumun babası, ailesinin beni küçük düşürmesine izin veriyordu. Oysa ne çabalamıştım. Sabretmiş, gülümsemiş, Kerem’in annesine ters düşmemek için kendi fikirlerimi hep bastırmıştım.

Akşam eve geldiğinde dayanamadım.

“Grubu okudum,” dedim, gözlerinin içine bakarak.

Sarardı, ama özür dilemek yerine öfkelendi.

“Telefonumu karıştırdın mı? Bu benim özel alanım! Bu ne cüret!”

Bağırıyor, suçluyor, öfkeleniyordu. Peki ya benim hissettiklerim? Hiçbir pişmanlık, hiçbir anlayış yoktu.

Karşısında durmuş, hayatımı birlikte geçirmeyi düşündüğüm adamın bunları söylediğine inanamıyordum. Bebeğimizi doğurduğum, gece mesailerini, yorgunluğunu, sinirini hep hoş gördüğüm adam. Ben ona hiçbir zaman telefonumu yasaklamamıştım. Saklayacak bir şeyim yoktu. Ama anlaşılan, onun vardı.

O günden beri neredeyse hiç konuşmuyoruz. Kanepede uyuyor. “Güven sarsıldı” diyor. Ben ise düşünüyorum: Kimin yüzünden? Onun mu, benim mi? Çünkü ihanete uğrayan benim. Konuştular, yargıladılar ve sustular. Sanki ben bir eş, bir aile ferdi değil, geçici bir misafirim.

Ne olacağını bilmiyorum. Boşanmayı bile konuştuk. Belki öfkeyle, belki de ciddi.

Ama bir şeyi çok iyi biliyorum: İhanet her zaman bir aldatma değildir. Bazen, koruyacakken susmaktır. Bazen, başkasının yüreğini burkan sözlere bir beğeni koymaktır.

Şimdi anlamaya çalışıyorum: Bu adama tekrar güvenebilir miyim? Yoksa artık çok mu geç?…

**Hayat bize şunu öğretir: Sevgi, sadece sözlerde değil, savunulduğu yerde gerçek olur.**

Rate article
Lifequest
Telefon Sessiz Moda Alınırken Evliliği Tehlikeye Atan Sırlar Ortaya Çıktı