Gelin Yüzünden Ziyaret Reddedildi: Oğlumuzun Sürekli İsteklere Tepkisi

Bugün yine hüzünlü bir gün. Ahmet Bey ve ben, alıştık artık… Oğlumuz Murat gelmeyecek. Gelmeyecek çünkü gelini Ayşe izin vermemiş.

“Ne bekliyordun ki?” diye iç geçirdi Neriman Hanım. “Her seferinde aynı şey. Önce söz veriyor, sonra sessizlik…”

“Neden bu sefer?” diye sordum. “Yine mi gelin engel oldu? Aramız pek iyi değil ya, hatırlarsın…”

“Belki de engel oldu,” dediğinde sesi titriyordu. “Oğlum hiç ‘Ayşe izin vermedi’ demez tabii. Ama anlıyoruz… Eskiden daha sık gelirdi. Şimdi? Hiç. Onu kendine bağlamış.”

Murat 42 yaşında. On iki yıl önce memleketimiz Konya’dan İstanbul’a taşındı, motor ustası olarak iş buldu. Şimdi atölyede yönetici. Evlendi, bir daire aldı. Kendi başına her şeyi halletti. Gelinimiz Ayşe’yle geç yaşta tanışmıştı, ikisi de genç değildi.

“Onunla tanışmadan önce hiç ciddi bir ilişkisi olmamış,” diye ekledi Neriman Hanım. “Şimdi anlıyorum neden. Öyle bir karakter ki… Ağır. İlk görüşte anlaşamadık. Ben uğraştım, gerçekten. Ama o… Sanki baştan düşman belllemişti beni.”

Konuşmayı komşumuz Fatma Hanım devraldı: “Telefonda birkaç kez duydum onu. İşkence eder gibi konuşuyor, selam verirken bile. Murat ne buldu onda, anlamıyorum.”

Ayşe, Murat’ın ailesiyle neredeyse hiç konuşmaz. Yılda bir kez, “izin verirse,” Murat tek başına gelebilir. Bu bahar gelecekti, çatıyı tamir edecekti. Bileti bile aldı. Ama sonra her şey değişti.

“Hamileymiş,” diye söylendi Neriman Hanım. “Şimdi bir başına bırakamazmış. Kadın hemşire ya, kocaman! Ne olacak ki? İki haftadır kulağına fısıldıyor. Oğlum önce direndi, ama sonra…”

Ahmet Bey öfkeyle başını salladı: “Ne yani, işe de mi elinden tutup götürüyor? Ailesi yanında, onlar yardım etsin. Neden her şeyden vazgeçsin?”

Neriman Hanım onayladı: “İşte… Benim içime doğuyor, annesi körüklüyor bu işi. ‘Sakın bırakma, belki de dönmez,’ diye. Küçük kızı zaten öyle kaldı, çocukla. Şimdi anne babasının yanında yaşıyor.”

“Ama Murat öyle biri değil,” diye itiraz ettim. “Dürüst bir adam. Hem niye beraber gelmiyorlar?”

“Allah aşkına!” diye elini savurdu. “Ayşe asla gelmez. Bir kere eşim aradı, o kadar bağırıp çağırdı ki, artık aramamamızı söyledi. Boşuna uğraşma.”

“Peki ne dedi ki?”

“Hep bir şeyler istediğimizi söyledi. Onu ailesinden uzak tuttuğumuzu. Bizimle uğraşacak gücü kalmadığını. Tatilini karısı ve çocuğuyla geçirmesi gerektiğini, ‘yaşlıların kaprislerine’ boyun eğmeyeceğini… Evimizi de istemediğini, kendimize saklayabileceğimizi söylemiş.”

“Ne cüret! Peki Murat?”

“Suçlu hisseteniyor. ‘Gerginlik çıkarmak istemiyorum’ diyor. ‘Hamileliği riske atamam.’ Anlıyorum tabii… Ama bu adil mi? Onu büyüttük, elimizden geleni yaptık. Şimdi bir gün bile gelemiyor mu?”

Ahmet Bey dayanamadı. Sonunda patladı: “Artık beklemeyeceğim. İşçi tutar, kendim yaptırırım. O, karısının yanında otursun, eğer ailesinden önemliyse.”

Neriman Hanım gözyaşlarını silerken mırıldandı: “Ama anlamıyor işte… Karılar çok olur… Anne baba ise bir tanedir. Ve sonsuza dek yaşamazlar…”

Bugün şunu öğrendim: Evlat, bazen kanından çıkar, yüreğinden uzaklaşır. Üzülürsün, alışırsın, ama asla kabullenemezsin.

Rate article
Lifequest
Gelin Yüzünden Ziyaret Reddedildi: Oğlumuzun Sürekli İsteklere Tepkisi