Neden Oğlum Beni Düğününe Davet Etmedi: Ertesi Gün Ziyarete Gelip Pasta Getireceklerini Söyledi

Rüyamda oğlumun düğününe davet edilmediğimi görmüştüm. Beni teselli etmeye çalışıyor, ertesi gün eşiyle birlikte ziyarete geleceklerini ve pasta getireceklerini söylüyordu.

Küçükken, henüz altı yaşındayken, Alper’in babası bir sabah ortadan kayboldu. Sanki hiç var olmamış gibi. Bir çocuk ve bomboş bir evle baş başa kaldım. Destek alacak kimse yoktu, hem anne hem baba oldum. İki işte çalıştım, geceleri nöbet tuttuğum günler oldu, hastalanmaya bile izin vermedim. Önemli olan tek şey oğlumun hiçbir eksiğinin olmamasıydı. Diğer çocuklar gibi iki ebeveyni olsun istemedim bile, sadece benden mahrum kalmasın diye uğraştım.

Kendimi hiç düşünmedim. Başka biriyle hayatımı birleştirmeyi aklımdan bile geçirmedim. Çıkanlar oldu, evlenme teklif edenler de. Ama korktum. Alper’in yerinin dolacağından, yabancı birinin onun hayatına gireceğinden korktum. Onun sevgisi bana yeterdi. Bütün sıcaklığım, bütün dikkatim, bütün kalbim onun içindi. Onun başarılarıyla gururlandım, kahkahalarıyla ısındım.

Alper büyüdü, yakışıklı, zeki, terbiyeli bir delikanlı oldu. Üniversiteyi birincilikle bitirdi, yüksek maaşlı bir iş buldu. İşte o zaman Deniz çıktı hayatına. Altı aydır görüştüklerini öğrendiğimde tanıştırdı benimle. Kibar, nazik, saygılı bir kızdı. Ama bir tuhaf, fazla mesafeliydi.

Birkaç hafta sonra Alper, evlenmeye karar verdiklerini söyledi. Çocuk gibi sevindim. Hemen düğün planları yapmaya başladım. Kıyafetimi seçeceğim, misafirleri ağırlayacağım, oğlumu belediye önünde kucaklayacağım, gelini tebrik edeceğim, hep beraber kahkahalar atıp fotoğraf çektireceğim… Bir annenin en önemli günlerinden biri değil midir evladının düğünü?

Ama Alper detay vermekte hep gecikti. Ne zaman, nerede, nasıl giyinmeliyim diye sordukça kaçamak cevaplar verdi. Sonunda dayanamayıp derin bir nefes aldı ve:
“Anne, düğün olmayacak. Sadece nikâh kıyacağız. Misafirsiz, yemeksiz. Sadece ikimiz. Deniz böyle istedi.”

Şaşkınlıktan donakaldım. Düğünsüz mü? Bensiz mi? Deniz’in masraflardan kaçındığını, ev biriktirmek istediklerini, büyük bir organizasyon yapmayı düşünmediklerini anlattı. Beni çağırıp da onların ailesini davet etmemek tuhaf olacaktı, diye ekledi. Teklif ettim, belki ben katkıda bulunabilirdim, kendi imkânlarımla küçük bir kutlama düzenleyebilirdim. Ama reddettiler.

Sonra o sözü söyledi, yüreğime bir bıçak gibi saplandı:
“Anne, sen de gelmeyeceksin. Sen orada olursan sorular başlar. Deniz’in ailesi gücenir. Lütfen, evde kal.”

Öylece durdum. İçimde tarifsiz bir acı. Nasıl yani? Benim oğlum bu. Onu doğurdum, büyüttüm, her şeyimi verdim. Hayatının en önemli gününde yanında olmayacağım mı?

“Ertesi gün geliriz, pasta getiririz, ailece otururuz,” diye mırıldandı Alper.

Ailece mi? Şimdi bu mu aile? Bir anne, bütün ömrünü verdikten sonra bir kenara atılır mı? Hangi kural şunu kabul eder?

Alper’e kızmıyorum. Kötü niyetli değil. Sadece huzuru seçti. Karısıyla tartışmak istemedi. Yeni ailesiyle arasını bozmak istemedi. Eski olan, yani ben, bekleyebilirdi. Ona hayat veren, her şeyini feda eden biri bile olsa.

Yüreğim paramparça.
Peki şimdi o pastayla onları nasıl karşılayacağım? Ne yapmalıyım? Güler yüzlü mü davranmalıyım, yoksa zoraki mi? Çünkü içimde gözyaşları, bir kırgınlık ve düğün masasında olması gereken boş bir sandalye var. Orada oturacak olan ben olmalıydım. Anne…

Rate article
Lifequest
Neden Oğlum Beni Düğününe Davet Etmedi: Ertesi Gün Ziyarete Gelip Pasta Getireceklerini Söyledi