Evden Çıkardılar ve Şimdi Köyde Yaşlanıyorum: Bir Kayınvalidenin Hikayesi

**Günlük Kaydı**

Hayat böyle işte, yaşlılık günlerimde yapayalnız kaldım. Ne kendi isteğimle ne de kaderin kötü bir oyunuyla—sırf gelinim, bir zamanlar evimin kapısını açtığım o kadın, beni eskimiş bir eşya gibi attı dışarı. Şimdi, ücra bir köyde eğri büğrü, tamir görmemiş bir evde yaşıyorum. Su tesisatı yok, her sabah sobayı yakmak zorundayım, tuvalet avluda, suyu kuyudan kovalarla taşıyorum. Sahip olduğum her şey şimdi onun.

Adım Elif Yılmaz. İzmir’liyim. Oğlum Emre otuz iki yaşında. Beş yıl önce evlendi. Aşkına kör olmuştu sanki. Eve bir de Güliz diye biri getirdi—güneyden, işsiz güçsüz, yuvası yurdu olmayan, yüzü olmayan bir kız. Oğlum ona tutulmuştu, ben ise ilk dakikadan şüpheyle yaklaştım. Ama sustum. Belki geçer diye umdum.

Düğünden sonra üçümüz benim iki odalı evimde yaşamaya başladık. Büyük odayı onlara verdim, kendimi küçücük bir yatak odasına attım, dönüp dolaşacak yer bile yok. Birkaç ay geçmedi ki Güliz hamile olduğunu söyledi. Belli ki aylardır hamileydi. Ama işin garibi, Emre onu ancak bir ay önce tanımıştı. Hesapladım. Tutmuyordu.

“Erken doğum oldu,” dedi.
“Erken mi? Normal kiloda, sağlıklı, hiç prematüre izi bile yokken?”

Sustum. Oğlum inandı. Ben inanmadım. O an hissettim ki bu çocuk ondan değil. Ama kör olmuş birine ne anlatabilirsin ki?

Başta evin hanımı rolü yaptı—yerleri siler, yemek yapardı. Sonra bıraktı. Evin yükü bana kaldı. Ardından her şeyi yıkan şey oldu. Güliz, emekli maaşımı “ortak bütçeye” vermemi istedi. Hemen, dümdüz.

“Peki senin katkın ne, Güliz?” dedim. “Ne evlenmeden önce çalıştın, ne de sonra!”

Emre onu savundu. Her kuruşun hesabını sormaya başladı. Belli ki Güliz işlemişti kafasına. Tüm maaşları, yardımları biliyordu. Hiçbir şeyi kaçırmıyordu. İlaç bile alamıyordum, azar işitmeden.

Bir gün sabrım taştı. Kendime bir buzdolabı aldım, odama koydum. Yemek parası vermeyi bıraktım, faturaları ayırdım. Tembele, çocuğuna bakmak zorunda değildim. Değildim—nokta.

O zaman Güliz anladı ki beni öyle kolayca atamaz. Bir gün evde yokken belgelerimi karıştırdı. Tapuları buldu. İşin inceliği şuydu: Emre’nin babasından boşandıktan sonra onun payını satın almış, ama evi oğlumun üstüne yapmıştım. O zaman düşündüm ki tek çocuğum, nasılsa ona kalacak…

Güliz sevinçten uçtu. Gözdağı verdi:

“Defol git buradan! Burda senin hakkın yok! Emre’ye bir kelime edersen boşanırım, evin yarısını alırım. O zaman ikiniz de sokakta kalırsınız!”

Ne diyebilirdim? Oğlumun çaresizliğini anlıyordum. Onu parçalamak istemedim. Eşyalarımı toplayıp köydeki eski aile evime geldim. Bir zamanlar eşimle almıştık, ama bir türlü tamamlayamamıştık. Şimdi bu terk edilmiş köşede yaşıyorum, kışı üşüyerek, yazı yalnız bacadan tüten dumanla.

Emre’ye “sessizlik, huzur, doğa istiyorum” dedim. Hiç şüphelenmedi. Güliz ise sevindi—bir ağız eksildi. Şimdi oğlumu nadiren görüyorum. İlk yıl birkaç kez geldi, şimdi ise ses seda yok. Anlıyorum ki ona izin vermiyor. Vermeyecek.

Pişman olduğum tek şey var—evi kendi üstüme yapmamak. Oğlumun sevgisine, gelinimin vicdanına güvenmek. Şimdi yuvasız, ailesiz, umutsuz bir haldeyim. Huzur içinde geçmesi gereken yaşlılığım, bir hayatta kalma mücadelesine döndü.

İşte böyle, bir kadın—yabancı, ama evime yerleşen—benden her şeyi aldı. Evimi. Oğlumu. Onurumu. Şimdi her gece dua ediyorum, oğlumun gözleri açılsın diye. Kiminle evlendiğini anlasın diye. Ama korkuyorum—iş işten geçmiş olacak…

**Öğrendiğim Ders:** **Güvenmek güzeldir, ama akıl her zaman önde olmalı.**

Rate article
Lifequest
Evden Çıkardılar ve Şimdi Köyde Yaşlanıyorum: Bir Kayınvalidenin Hikayesi