Aradan İki Yıl Geçti: Kızım Beni Görmek İstemiyor ve Ben Yakında 70 Olacağım

İki yıl geçti. Kızım bir kez bile aramadı, tek bir mesaj bile göndermedi. Beni artık görmek istemiyor, bense yetmiş yaşıma merdiven dayamışım.

Komşum Ayşe Hanım geçenlerde 68 yaşına bastı. Tek başına yaşıyor, zaman zaman yanına uğrayıp çayını demliyor, yalnızlığını biraz olsun paylaşıyorum. O kadar içten, sıcakkanlı ve ince bir mizah anlayışı var ki… Hep gezilerinden, anılarını anlatıyor. Ama ailesinden hiç bahsetmiyordu. Ta ki o bayram arifesinde kalbini açana kadar…

O akşam Ayşe Hanım’ın yanına gittiğimde, kendisi değildi. Gözlerindeki ışık sönmüş, gülümsemesi zorakiydi. Yanımda ev yapımı börek ve birkaç tatlı şeyler götürdüm, belki neşesi yerine gelir diye. Sessizce çay içerken birden o konuşmaya başladı.

“İki yıl oldu…” diye mırıldandı, bardağına bakarak. “Kızım bir kez bile aramadı, bir kart bile yollamadı… Bayramlarda ben aradım, ama numarası artık kullanılmıyor. Sanırım değiştirdi. Şimdi nerede yaşıyor, bilmiyorum bile…”

Sesi sonbahar yaprağı gibi titriyordu. Derin bir iç çekip hikâyesini anlatmaya başladı.

Bir zamanlar mutlu bir aileydik. Ahmet’le yirmili yaşlarımızda tanışmıştık. Çocuk yapmak için acele etmedik; önce dünyayı gezelim, hayatın tadını çıkaralım dedik. O güzel bir şirkette çalışıyordu, sık sık iş seyahatlerine çıkardı, ben de bazen ona eşlik ederdim. Çok çalıştık, ama bir o kadar da eğlendik.

Zamanla geniş, üç odalı bir ev aldık. Ahmet dekorasyonu bizzat kendisi yaptı; her rafı, her kapıyı özenle yerleştirdi. O ev bizim için sadece bir konut değil, bütün hayallerimizin somut hâliydi.

Derken doğdu kızımız. Ahmet ona bayılırdı; kucağında gezdirdi, uyumadan önce masallar okudu, parklara götürdü. Hayatın bana gülümsediğini sanıyordum.

Ama mutluluğumuz kısa sürdü. Ahmet, on yıl önce ağır bir hastalığın pençesine düştü. Neredeyse bütün birikimimizi tedavisine harcadık, ama onu kurtaramadık. Onunla birlikte evdeki sıcaklık da kayboldu sanki…

Kızım babasının ölümünden sonra değişti. Benden uzaklaştı, arkadaşlarında kalmaya başladı, sonra kendi kiralık dairesine çıktı. “Herkesin kendi alanı olmalı” diye düşündüm, üstüne gitmedim. Nadir görüşsek de aramız iyiydi. Ta ki o güne kadar…

İki yıl önce bana bir istekle geldi. Kendi evi için konut kredisi çekmek istiyordu. “Bu evi satalım, sen küçük bir stüdyo daire al, kalan parayla da kredinin peşinatını ödeyelim” dedi.

Kabul edemedim. Hırsızlıktan ya da bencillikten değil… Bu ev, Ahmet’le aramdaki son bağ. Duvarları, eşyaları, kitaplıktaki kokusu bile hep onu hatırlatıyor bana.

Kızıma anlatmaya çalıştım. Ama dinlemedi bile.

“Babam bunları benim için yaptı!” diye bağırdı. “Sen ise duvarlara bir mezarlık gibi sarılmışsın!”

Kapıyı çarpıp gitti. O günden beri ne sesi var, ne sedası…

Geçenlerde ortak bir tanıdığımızdan öğrendim; krediyi tek başına çekmiş. İki işte birden çalışıyor, kiralık bir evde yaşıyormuş. Ne çocuğu var, ne ailesi… Sadece iş, ev, iş…

Ben defalarca aradım. Açan olmadı. Numarası değişmiş sanırım. Onu gören bir arkadaşım, “Çok yorgun görünüyor, zayıflamış” dedi. Ama kimseye kendini yakın hissetmiyormuş.

Ona nasıl ulaşacağımı bilmiyorum. Ne için olduğunu bile anlamadan, nasıl özür dileyeceğimi de… Artık genç değilim, yetmiş yaşıma yaklaşıyorum. Yüreğim sızılıyor.

Uzun gecelerde pencerenin önünde oturup, karanlığa bakarak bekliyorum. Belki bir gün kapı çalınır da içeri tanıdık bir ses girer, “Anne, özledim” der diye… Ama bunlar sadece bir annenin hayalleri sanırım.

Kendime soruyorum: Doğru mu yaptım? Onun geleceği için geçmişimi feda etmeli miydim? Yoksa ailemin hatırasını korumak mıydı doğru olan?

Cevap yok.

Sadece bomboş bir evin sessizliği var… Ve duvardaki Ahmet’in fotoğrafı, “Neden böyle oldu?” diye sorar gibi bakıyor.

Benim de bir cevabım yok…

Rate article
Lifequest
Aradan İki Yıl Geçti: Kızım Beni Görmek İstemiyor ve Ben Yakında 70 Olacağım