Artık onun öfkesine dayanamıyordum, ama hayat bana yeni bir şans verdi.
İstanbul’daki evimizdeki akşam yüzlerce diğer akşam gibiydi: Ben, Elif, yemekten sonra temizlik yapıyordum, kocam Mehmet televizyon izliyordu ve oğlumuz Emir sınavlarına hazırlanıyordu. Ama o akşam her şey değişti. Ailemi ziyaret etmek konusunda konuşmamız kavgaya dönüştü ve bu, bardağı taşıran son damla oldu. Mehmet’le geçirdiğim, öfkesi ve kayıtsızlığıyla dolu hayatım son buldu, ama kader bana beklenmedik bir şekilde mutluluk için yeni bir fırsat sundu. Şimdi yeni bir hayatın eşiğindeyim ve kalbim hem korku hem de umutla çarpıyor.
Salona girdim, önlüğümün kenarını çekiştirerek. Mehmet her zamanki gibi kanepede uzanmış, ekrana bakıyordu.
“Mehmet, annem aradı,” cesaretimi toplayarak söyledim. “Babam hasta, köye gitmemiz lazım. Tarladaki işlere yardım etmek için…”
Mehmet aniden fırladı, kumandayı yere fırlattı. Yüzü öfkeden kızarmıştı.
“Senin ailenin işleri umurumda değil!” diye bağırdı. “Haftaya benim anneme gidiyoruz, nokta!”
“Onlara hayır diyemem,” sessizce karşı çıktım. “Ben tek başıma giderim, sonra senin annene gideriz.”
Şaşkınlıktan nefesi kesildi, kelime bulamadı. Sessizce döndüm ve yatak odasına gittim, ama içim kaynıyordu. Sabah olduğunda hayatımı değiştiren şey yaşandı.
Gençliğimde, saf ve iyi kalpli bir kızken, Mehmet’e âşık olmuştum. Üniversitedeki bir partide tanışmıştık; ben öğretmenlik okuyordum, o ise mühendislik. O zamanlar sert karakteri bana güçlü duruyordu, ben de aşkımın onun öfkesini yumuşatacağını sanıyordum. Arkadaşlarım uyarmıştı: “Elif, bu adam kaba, hiçbir şeyden memnun değil, bir düşün!” Ama dinlemedim, sevgimin her şeyi düzelteceğine inandım. Evlendikten sonra İstanbul’a yerleştik, Emir doğdu ve ilk yıllar neredeyse mutluyduk. Ama zamanla Mehmet giderek daha tahammülsüz birine dönüştü.
Ben ilkokul öğretmeniydim, öğrencilerimi çok seviyordum, onlar da Elif Hanımlarını severdi. Mehmet ise fabrikada mühendis olarak çalışıyor, sürekli işinden şikayet ediyordu. “Kimse beni takdir etmiyor, Elif,” derdi. “Fikirlerimi sunuyorum, alay ediyorlar!” Onu sakinleştirmeye çalışırdım ama öfkelenirdi: “Sen de mi onlardansın? Okulda çocuklarla otur, orada fazla akıl gerekmez!” Sözleri kalbimi kırardı ama kavga çıkarmamak için sessiz kalırdım.
Sonra işten atıldı. Başka bir iş buldu ama bir yıl sonra aynı hikaye tekrarlandı: iş arkadaşlarıyla kavgalar, kovulma. Evde dayanılmaz biri oldu: bana bağırıyor, onu desteklemediğim için suçluyordu. Emir için katlanıyordum, oğlumu babasız büyütmek istemiyordum. Ama aşk çoktan bitmişti ve anladım ki aşık olduğumu sandığım şey gerçek bir sevgi değildi. Mehmet sadece kendini seviyordu ve eleştiriye tahammülü yoktu.
Oğlum büyüdü ve bir gün, yine bir kavganın ardından bana dedi ki: “Anne, neden ona katlanıyorsun? Çoktan gitmen gerekirdi.” Onun her şeyi gördüğünü fark etmek beni şaşırttı. “Oğlum, babasız büyümeni istemedim,” dedim. Ama o itiraz etti: “Anne, sana adil davranmıyor, beni de neredeyse hiç fark etmiyor.” Bu sözler beni düşündürdü.
O kader akşamı, ailemi aramamla başladı. Babamın hastalandığını öğrenince gitmeye karar verdim. Mehmet patladı, öfkesi bir fırtına gibi üzerime yağdı. Sabah eşyalarımı toplarken odaya girdi, bağırıp aşağıladı. Ağladım ama geri adım atmadım. Kapıyı çarparak çıkıp gittiğinde bavulumu topladım, taksi çağırdım ve ailemin yanına gittim. Anneme her şeyi anlattım, babama bahsetmemesi için etAnnem gözyaşlarıma sarıldı ve “Seni bu adam mutsuz etmeye devam edecek, bırak artık bu hayatı,” dedi.




