Ağır bir haberle geldim, ama ailem beni daha da şok etti.
Emir, tozlu yolları aşan eski bir otobüsle Kayseri’nin eteklerindeki ailesinin yanına giderken, yüreği sıkışıyordu. Eşi Elif’ten boşanacağı haberini onlara söyleyecekti, dünyalarını alt üst edecek o sözleri hazırlamıştı. Ama babaevinde duydukları, beklediğinden çok daha ağırdı. Çocukluğundan beri sağlam bir aile örneği olarak gördüğü yaşlı anne babası, kendi boşanmalarını açıkladılar ve bu dram, Emir’in getirdiği haberi gölgede bıraktı. Şimdi hayatını değiştirecek bir seçimle karşı karşıyaydı, içinde ise korku, suçluluk ve anlam verememenin fırtınası kopuyordu.
Elif’ten ayrılma kararı ona zor gelmişti. Sessiz kalabilirdi, ancak küçük kasabada dedikodular hızla yayılırdı. Elif öfkeyle arayıp her şeyi anlatabilir, kardeşi yahut ablası laf arasında pat diye söyleyebilirdi. Emir, gerçeği kendisinin açıklamasının daha iyi olacağını düşündü. Hayatın öngörülemez olduğunu, kimsenin hatalardan muaf olmadığını biliyordu.
Tanıdık merdivenleri tırmandı, zile bastı. Kapıyı babası, Murat Bey açtı, suratı asıktı, sanki oğlunun niye geldiğini biliyordu.
“Merhaba,” diye homurdumdu. “İyi ki geldin. İçeri gir.”
“Merhaba baba,” diye karşılık verdi Emir, ama içinde bir kuşku uyanmıştı. “Acaba biri çoktan söyledi mi?” “Annem evde mi?”
“Evde tabii,” diye serzenişte bulundu babası. “Nereye gidecek? Prenses gibi oturuyor orada.”
“Ne diyorsun sen?” diye anlam veremedi Emir. “Ne oldu sana?”
“Bana yetti artık!” diye patladı babası aniden, dönüp öfkeyle hışımla oturma odasına yürüdü.
Şaşkına dönmüş Emir, peşinden gitti. Salonun ortasında babası koltuğa çökmüş, kollarını bağlamıştı. Her zamanki gibi örgüsüyle oturan annesi, Gülizar Hanım görünürde yoktu. Emir yatak odasına baktı, onu pencerenin önünde dimdik dururken gördü. Yüzü simsiyahtı.
“Geldin mi?” diye buz gibi sordu. “Elif’ten ayrıldın mı, yoksa daha mı düşünüyorsun?”
“Sen nereden biliyorsun?” diye yüreği ağzına geldi Emir’in. “Niye soruyorsun bunu?”
“Çünkü ev tuttun mu, tutmadın mı bilmem gerek!” diye keskin bir cevap verdi annesi.
“Hangi evi?” diye şaşırdı Emir.
“Boşandıktan sonra yaşayacağın evi!” diye çınlattı.
“Henüz tutmadım,” diye yanıt verdi Emir. “Ama boşanacağımı nereden öğrendiniz?”
“Öğrendik işte,” diye karaladı annesi. “Oğlum, hemen bir ev bul, çünkü ben seninle geleceğim!”
“Ne?!” Emir donakaldı, kulaklarına inanamadı.
“Olmaaaz!” diye gürledi babasının sesi salondan. Kapıda belirmişti, öfkeden soluyordu. “Emir’le ben yaşayacağım! Sen burada kal, ev senin üstüne kayıtlı!”
“Asla!” diye çığlık attı annesi. “Bu evde, her köşesi senin inatçılığınla dolu bu yerde kalmam!”
“Durun!” Emir birine, sonra diğerine baktı. “Neyden bahsediyorsunuz siz? Nereye gidiyorsunuz?”
“Senin gideceğin yere!” diye haykırdı babası. “Aferin oğlum, tam zamanında aklına boşanmayı getirmişsin! Oh, ne iyi yapmışsın!”
“Neden iyi?” diye Emir, yerin altından geçiyordu sanki.
“Çünkü tam sırası! Biz de annenle boşanıyoruz!” diye attı babası ortaya.
“Ne?!” Emir taş kesildi. Azar işiteceğini sanmıştı, ama bunun yerine yüzüne çarpılan, bu şoke edici haberdi.
“Yetti artık!” diye devam etti babası. “Sen büyük adamsın, kimseye hesap vermem. Annenle birbirimize çoktan dar ettik, tıpkı senin Elif’le olduğun gibi. Ben seninle gideceğim, ikimiz erkek erkeğe yaşayacağız!”
“Hayır, oğlumla ben yaşayacağım!” diye lafa girdi annesi. “Sana ihtiyacım yok, ona lazımım olur. Eşsiz kalırsa mahvolur, ben hâlâ yemek yaparım. Değil mi Emir? Annenin köftelerini seversin sen?”
“Ben yemek yapamam mı?” diye köpürdü babası. “Ben her aşçıdan iyiyim! Tarhana, mantı, hepsini yaparım!”
“Ha!” diye burun kıvırdı annesi. “En son ne zaman yemek yaptın? Elli yıl önce mi?”
“Ne olmuş? Biz erkekler her şeyi biliriz! Kadınlara ihtiyacımız yok, sadece çamaşır makinesi, mikrodalga ve bol yiye dolu bir buzdolap yeter!” diye gürledi babası.
“Oğlana ne öğretiyorsun sen?!” diye isyan etti annesi.
“Yeter!” diye kükredi Emir, dayanamayarak. “Siz delirdiniz mi? Neredeyse sekseninize merdiven dayamışsınız, çocuk gibi saçmalıyorsunuz! Kendinize bir bakın!”
“Sen kendine bak!” diye bir ağızdan bağırdılar. “Neredeyse ellisin, hâlâ çocuk gibi davranıyorsun! Bize laf atamazsın! Hemen karar ver, beni mi alacaksın yeni eve, anneni mi?”
“Benim nereye gideceğimi nereden çıkardınız?” diye patladı Emir. “Elif’le benim kendi evimiz var!”
“Nasıl yani?” diye şaşırdı annesi. “Boşanıyorsun ya!”
“Kim söyledi?” diye sordu.
“Elif. Ablan dedi ki ona telefon açıp her şeyi anlatmışsın,” diye cevapladı annesi.
“Boşanmıyorum!” diye net bir şekilde söyledi Emir. “Şakaydı o!”
“Şaka mı?” Babası şaşkınlık içindeydi. “Biz annenleEmir, eve doğru yürürken içini kemiren bir düşünceyle başını salladı: “Acaba hepsini, Elif’le kalayım diye mi kurdular?”




