Öfkesine Daha Fazla Katlanamadım, Ama Hayat Bana Yeni Bir Fırsat Verdi

Dün gece evimizdeki her şey altüst oldu. Adana’da yaşadığımız şu küçük dairede her şey her zamanki gibiydi: Ben, Ayşe, akşam yemeği sonrası bulaşıkları topluyordum, kocam Mehmet televizyon izliyordu, oğlumuz Emir iser sınavlarına çalışıyordu. Ama o gece her şey değişti. Annemlere yapacağımız ziyaret konusunda çıkan tartışma son damlaydı. Mehmet’le geçen yıllar, onun öfkesi ve kayıtsızlığıyla doluydu, ama kader bana yeni bir şans verdi. Şimdi yeni bir hayatın eşiğindeyim ve kalbim hem korku hem de umutla çarpıyor.

Salona girdiğimde önlüğümün ucunu çekiştiriyordum. Mehmet her zamanki gibi kanepede uzanmış, ekrana bakıyordu.

“Mehmet, annem aradı,” diye cesaretimi topladım. “Babam hasta, köye gitmemiz gerekiyor. Tımar ve saman işlerinde yardım edeceğiz…”

Mehmet aniden ayağa fırladı, kumandayı yere fırlattı. Yüzü öfkeden kıpkırmızı olmuştu.

“Annenin samanı umurumda değil!” diye bağırdı. “Bir hafta sonra benim anneme gidiyoruz, nokta!”

“Aileme hayır diyemem,” diye usulca karşı çıktım. “Ben tek giderim, sonra senin annene gideriz.”

Öfkeden nefesi kesilmişti, kelime bulamıyordu. Sessizce arkanı dönüp yatak odasına gittim, ama içim kaynıyordu. Sabah olunca hayatımı değiştirecek olan şey gerçekleşti.

Gençliğimde, saf ve iyi kalpli bir kız olarak Mehmet’e aşık olmuştum. Üniversitedeki bir partide tanışmıştık, ben öğretmenlik okuyordum, o mühendislik. O zamanlar sert karakterini güçlülük sanmıştım, aşkım da onun öfkesini yatıştırıyordu arkadaşlarım uyarmıştı: “Ayşe, bu adam çok kaba, hiçbir şeyden memnun değil, bir daha düşün!” Ama ben dinlememiştim, aşkımın her şeyi düzelteceğini sanıyordum. Evlendikten sonra Adana’ya yerleştik, Emir doğdu ve ilk yıllar neredeyse mutluyduk. Ama yıllar geçtikçe Mehmet daha da tahammülsüzleşti.

Ben ilkokul öğretmeni olarak çalışıyordum, öğrencilerimi çok seviyordum, onlar da Ayşe Hanım’larını severdi. Mehmet ise fabrikada mühendis olarak çalışıyor, sürekli işinden şikayet ediyordu. “Beni takdir etmiyorlar, Ayşe,” derdi. “Fikirlerimi sundum, ama gülüyorlar!” Onu sakinleştirmeye çalışırdım, ama o daha da sinirlenirdi: “Sen de mi onlardansın? Okumla çocuklarla otur, orada fazla akıl gerekmez!” Sözleri canımı acıtırdı, ama kavga çıkmasın diye susardım.

Sonra işten atıldı. Başka bir iş buldu, ama bir yıl sonra aynı şey oldu – iş arkadaşlarıyla kavga, işten atılma. Evde dayanılmaz hale geldi: bana bağırıyor, onu desteklemediğim için suçluyordu. Emir için katlanıyordum, oğlumun babasız büyümesini istemiyordum. Ama aşk çoktan bitmişti ve anladım ki aşk sandığım şey sadece bir yanılgıymış. Mehmet sadece kendini seviyordu ve eleştiriye tahammülü yoktu.

Oğlumuz büyüdü ve bir gün, yine bir kavganın ardından bana dedi ki: “Anne, neden ona katlanıyorsun? Çoktan gitmen gerekirdi.” Onun her şeyi fark ettiğine şaşırmıştım. “Oğlum, babasız büyümeni istemedim,” dedim. Ama o itiraz etti: “Anne, o sana adil davranmıyor, bana da neredeyse hiç ilgi göstermiyor.” Bu sözler beni düşündürdü.

O kader gecesi annemleri aramamla başladı. Babamın hasta olduğunu öğrenince gitmeye karar verdim. Mehmet tepesi attı, öfkesi bir fırtına gibi üzerime çöktü. Sabah eşyalarımı toplarken odaya girdi, bağırıp hakaretler yağdırdı. Ağlıyordum ama geri adım atmadım. Kapıyı çarparak çıktığında bavulumu toplayıp bir taksi çağırdım ve köye gittim. Anneme her şeyi anlattım, babama söylememesi için yalvardım – zaten halsizdi.

“Ayşe, bu hayat değil,” dedi annem, beni sarılar. “Sen daha fazlasını hak ediyorsun.”

İki ay sonra Mehmet’le boşandık. Arayıp tehditler savurdu, ama ben başka bir şehre taşındım. Emir üniversite yurdunda kaldı, babasıyla görüşmeyi reddetti. Küçük bir okulda öğretmenlik buldum, mütevazi bir ev kiraladım ve kendimi işime verdim. Öğrencilerim benim kurtarıcım oldu, gülüşleri acılarımı unutturdu.

Yılbaşından önce, okuldan eve dönerken, arabasından çıkan ve sendelleyip düşen bir adam gördüm. Yanına koştum, başının altına çantamı koydum ve ambulans çağırdım.

“Ona siz mi bakacaksınız? Hastaneye gelecek misiniz?” diye sordu doktor.

“Yoldan geçerken gördüm, okuldan geliyordum,” diye şaşkınlıkla cevap verdim. “Onu tanımıyorum.”

“İhtiyaç olursa diye telefon numaranızı alalım,” diye rica etti doktor.

2 Ocak’ta bilinmeyen bir numaradan arama geldi. Emir sandım, ama bir erkek sesi:

“Merhaba, Ayşe Hanım, yeni yılınız kutlu olsun! Ben Cemil. Bana ambulans çağırarak hayatımı kurtardınız. Hastanede ziyaret ederseniz tanışmak isterim.”

Şaşkına dönmüştüm – neredeyse unutmuştum olayı. İyiliğim hep insanlara yardım etmeme sebep olurdu, ama bu arama farklıydı.

“Tamam, gelirim,” diye cevap verdim.

Odaya girdiğimde ellili yaşlarında, saçlarına aklar düşmüş, ama gözleri ışıl ışıl bir adam gördüm. Cemil bana sanki bir mucize görmüş gibi bakıyordu.

“Merhaba, ben Ayşe. Nasıls”Şimdi, Cemil’le yeni bir hayata başlıyoruz ve kalbim sonunda huzuru bulmuş gibi hissediyor.”

Rate article
Lifequest
Öfkesine Daha Fazla Katlanamadım, Ama Hayat Bana Yeni Bir Fırsat Verdi