**”Kaynana’nın Hediyesi”**
Can ve Ayla, görkemli bir düğünle evlendiler. Davetlilerle dolu bir restoranda, neşe içinde kutladılar bu özel günü. Mutlu yüzler, coşkulu danslar, içten dilekler… Her şey harika gidiyordu. Derken sıra hediyelere geldi.
İlk olarak Can’ın ailesi yaklaştı. Annesi, Neriman Hanım, mikrofonu alıp gururlu bir ifadeyle konuşmaya başladı:
“Oğlumuz erkek, ailesini kendi sahiplenmeli, ama biz yine de destek olmak istedik. Size bir daire hediye ediyoruz! İşte anahtarlar! Mutlu yaşayın!”
Salondan büyük bir alkış koptu. Herkes damadın ailesinin cömertliğine hayran kalmıştı. Neriman Hanım, oğluna üzerinde adres yazılı bir anahtarlık uzattı.
Can anahtarlara baktı ve şaşkınlıktan donakaldı.
Her şey mükemmel görünüyordu. Düğün masrafları karşılanmış, gelinlik ve damatlık alınmış, mekân ayarlanmıştı. Aileler arasında da uyum vardı. İlk bakışta kaynana sevecen, kayınvalide de sessiz ve iyi kalpli biriydi.
Fakat hediyenin verdiği mutluluk, bir detayla söndü: verilen daire, Can’ın ailesinin evinin hemen yanındaydı. Hatta ortak bir girişleri ve balkonları vardı, sadece ince bir duvarla ayrılıyorlardı.
Neriman Hanım gururla gülümsedi:
“Komşular satışa çıkarınca hemen aldım! Ne güzel değil mi? Yakın ama ayrı. Büyük bir aile gibi!”
Ayla bunu duyunca içinde bir soğukluk hissetti. Yeni evin sevinci, yerini endişeye bırakmıştı.
Balayından döndükleri ilk sabah, kapı çalınmadan içeri giren kaynana, ellerinde börek tabağıyla belirdi.
“Uyanın, kahvaltı hazır!” diyerek yatak odasına kadar girdi.
“Anne, biz uyuyorduk, izin vermeden gelmeyin lütfen!”
“Ama kapı kilitli değil ki! Zaten ortak girişimiz var, güvendeyiz!”
Can uykulu gözlerle anlam veremiyordu, Ayla ise içinde kabaran öfkeyi bastırmaya çalışıyordu. Kaynana artık sık sık habersiz geliyor, tık demeden içeri dalıyordu.
“Yemek soğuyor!” diye uyarıyordu. “Size çorba getirdim, bütün gün böyle mi yatacaksınız?”
Her seferinde Ayla nazikçe kendilerinin halledebileceğini söylüyor, ama Neriman Hanım duymazdan geliyordu.
Bir sabah üçüncü ziyaretinde Ayla dayanamadı ve kapıyı suratına kapatıp zinciri taktı.
Kaynana diğer taraftan söyleniyordu:
“Niye zincir çekiyorsunuz? Aile değil miyiz?”
Ayla içinden şunu geçirdi: **”Aile olmak, sınırların olmaması demek değil.”**
Akşam marketten döndüklerinde, Neriman Hanım’ı mutfakta buldular.
“Alışverişinizi kontrol ediyorum,” dedi ciddiyetle. “Bu çay olmamış. Bisküviler de bayat gibi…”
Can sinirlenmişti:
“Anne, yeter artık. Biz yetişkin insanlarız, kendi işlerimizi halledebiliriz.”
“Ben sizin iyiliğiniz için uğraşıyorum!” diye karşılık verdi kaynana.
“Lütfen sınırlarımıza saygı göster.”
Neriman Hanım gitti, ama ertesi sabah geri döneceğini söyledi.
Ertesi gün, Ayla balkon kapısına vurulan sesle uyandı.
“Niye kilitlediniz? Size güveniyorum! Açın şunu!”
Can zor da olsa sakin kaldı:
“Anne, lütfen evimize saygı göster. Özel alanımıza ihtiyacımız var.”
Fakat kaynana anlamak istemiyordu. Ona göre bu, sevgisinin bir ifadesiydi.
Bir süre sonra Neriman Hanım ısrar etmeye başladı:
“Paranızı bana verin! Birlikte araba alalım! Ben takip ederim her şeyi!”
“Vazgeçtik,” dedi Can sakince. “Paramızı başka yere harcadık.”
“Nereye?” diye diken üstünde sordu annesi.
“Kendi dairemizi aldık. Yakında taşınıyoruz.”
“Ne? Benim hediyeme ne olacak?”
“Teşekkürler anne, ama kontrol altında yaşamak istemiyoruz.”
Neriman Hanım’ın gözleri doldu, ama Can kararlıydı.
Aslında bu kararı hızlandıran, Ayla’nın annesinin desteği olmuştu. Miras kalan parayı kızına düğün hediyesi olarak vermişti.
Genç çift, şehrin başka bir semtinde sıcak bir yuva bulup kredi çekerek yerleştiler.
Can ve Ayla şunu anlamışlardı: **Hiçbir hediye, huzur ve özgürlükten daha değerli değildir.**
Taşınma günü, kapıda bekleyen Neriman Hanım onları vefasızlıkla suçlarken, Can sakin bir sesle şunu söyledi:
“Seni seviyoruz, anne. Ama kendi hayatımızı kurmak istiyoruz. Günlük ziyaretler, kontrol, müdahale olmadan.”
Ve arkalarında o “hediye” edilen daireyi ve boğucu sevgiyi bırakıp gittiler…




