Şüphelerin Gölgeleri Yazlık Ufukta

Bahçe Evindeki Şüphelerin Gölgesi

Ayşe, İstanbul’un sessiz bir banliyösündeki şirin evinde oturmuş, eski bir defteri karıştırıyordu. Komşusu Esra’nın numarasını arıyordu. Sonunda bulduğu numarayı çevirdi. “Esra, merhaba canım!” diye içtenlikle başladı. “Ben Ayşe, da yanındaki komşun. Şu turp yetiştirme konusunda bir şey soracaktım. Seninkiler hep sulu sulu oluyor, benimkiler bir türlü öyle değil.” Esra, hafif yorgun bir sesle cevap verdi: “Özel bir şey yok ki… Tohumları bir iki gün suda bekletip ekiyorum. Yakında geleceğim, ekerim. Şimdi şehirde.” “Şehirde mi?” diye heyecanla atıldı Ayşe. “Peki Murat da yanında mı? Çünkü az önce biri senin eve geldi!” Esra’nın nefesi kesildi. Tek kelime etmeden telefonu kapatıp bir taksi çağırdı ve soluğu bahçe evinde aldı. Kapıyı açtığında gördükleri karşısında donup kaldı.

Esra Hanım, öfkeden titriyordu. Yüzü kıpkırmızı kesilmiş, gözlerinden adeta şimşekler çakıyordu. Eşi Murat, o sırada işte olduğunu zannettiği bir adam onu şimdi görse, sabah işe uğurlarken gömleğinin yakasını düzeltip yanağına bir öpücük konduran sıcakkanlı eşini tanıyamazdı. Ama Murat hiçbir şey görmüyordu. Keyfi yerindeydi; Cuma akşamının hayalini kuruyordu: Esra’nın nefis yaptığı köfteler, ev yapımı turşu, bahçeden taze domatesler ve buzdolabında soğuyan bir şişe… Ne de olsa yarın Cumartesiydi, iş yoktu. Başının üzerinde kopmak üzere olan fırtınadan habersizdi.

Her şey, bahçe komşusu Ayşe’nin o telefonuyla başlamıştı. Ayşe, emekli bir kadındı ve kızı, damadı ve torunlarıyla geniş bir apartman dairesinde yaşıyordu. Ama bahar gelir gelmez, onu bahçe evine taşırlardı. Hafta içi yılız başınaydı, televizyon karşısında vakit geçirir, en küçük bir dedikoduya bile büyük ilgi gösterirdi.

O sabah, saat on sularında, Ayşe çardağa çıktı, etrafı şöyle bir süzdü. Bir anda komşu evin kapısının açıldığını ve içeriye bir arabanın girdiğini fark etti. Arabalar konusunda pek bilgisi yoktu ama Murat’ın arabasına benziyordu. Ancak araba kapı önünde durmak yerine, bahçenin arkasındaki ahududu çalılarının arkasına saklandı. “Anlaşıldı,” diye düşündü Ayşe, gözlerini kısarak. “Kimse görmesin diye saklanıyor. Ne kurnaz adammış şu Murat!”

Tam o sırada telefonu çaldı, arkadaşı arıyordu. Bu yüzden arabadan bir erkekle bir kadının çıktığını göremedi. Kadını zihninde hemen “sevgili” diye etiketledi. Telefon görüşmesi bittikten sonra gözlemine devam etti. Yarım saat sonra sabrının ödülünü aldı: Evden, neon yeşili spor kıyafetli genç bir kadın çıktı. Kollarını açarak, “Haklıymışsın, burası harika! Hava ne kadar temiz!” diye haykırdı. Bu, kesinlikle Esra değildi. Yirmili yaşlarında, uzun siyah saçlı, zarif bir kadındı. “Vay be Murat!” diye iç geçirdi Ayşe. “Nereden bulmuş böyle bir güzeli?” Erkek bir ses kadın geri çağırınca, kadın tekrar eve girdi.

Ayşe hemen harekete geçti. Defterini kapıp Esra’yı aradı. “Esra Hanım, merhaba canım,” diye yapmacık bir neşeyle başladı. “Ben Ayşe, bahçeden arıyorum. Şu turplar hakkında bir şey soracaktım.” Esra, “Özel bir şey yok ki,” dedi. “Tohumları suda bekletiyorum.” “Peki,” dedi Ayşe, aniden dramatik bir tonla. “Murat da yanında mı? Çünkü az önce biri senin eve geldi!” Esra’nın sesi titredi: “Ne zaman… geldi?” “Bir saat kadar önce. Arabayı ahududuların arkasına saklamış, ben çardaktan sadece çatısını görüyorum.” “Tamam Ayşe, sonra konuşuruz,” diyerek telefonu kapattı.

Esra, şakaklarında çarpan nabzını hissederek donup kaldı. Eşini aradı: “Murat, neredesin?” diye sordu. “İşteyim, ne oldu?” diye kayıtsızca cevap verdi Murat. “Sadece merak ettim, kaçta geleceksin?” “Her zamanki gibi, belki daha erken. Cuma işte!” diye gülümseyerek cevapladı. Esra telefonu o kadar sıktı ki parmakları beyazlaştı. “Şimdi göreceksin sen Cuma akşamını!” diye düşünerek bir taksi çağırdı.

Bahçe evine yol, trafik olmadığı için bir saatten kısa sürdü. Taksiyi ödeyip kararlı adımlarla eve yürüdü. Murat’ın arabası gerçekten de ahududu çalılarının arkasındaydı, beyaz gövdesi hafifçe parlıyordu. Kalbi davul gibi atıyordu. Sessizce çardaktan geçip kapıyı açtı. Mutfak masasında peynir, sucuk tabağı, turşu, domates ve açık bir kutu çikolata duruyordu. Yanlarında yarısı bitmiş bir şampanya şişesi ve iki kadeh… “Demek Murat iştahını açmak istiyor,” diye acıyla düşündü. “Ama şimdi ona köfteleri göstereceğim!”

Yatak odasına dalınca donup kaldı. Yatakta iki siluet vardı. Bir çığlık duyuldu, Esra yorganı çekti ama böyle güçlü bir bırakmıyordu. “Esra, ne yapıyorsun?!” diye tanıdık bir ses çığlık attı. Karşısında, şaşkınlık içinde Murat’ın yeğeni Emre oturuyordu, yanında ise daha önce hiç görmediği bir kız. “Teyze, sen ne yapıyorsun burada?” diye kekeledi Emre, yüzü kıpkırmızı olmuştu. “Taksiyle geldim,” diye sertçe cevapladı Esra. “Bu arada, burası benim evim. Sen ne arıyorsun burada? Sormaya bile gerek yok.” “Dayanın ana”Emre, utana sıkılmadan ‘Teyze izin versin diye sormak aklıma gelmedi’ diye mırıldanırken, Esra kocaman bir nefes alıp hızla evden çıktı ve derin bir sessizlik içinde gözyaşlarının sıcaklığını yanağında hissetti.”

Rate article
Lifequest
Şüphelerin Gölgeleri Yazlık Ufukta