Ayşegül, İstanbul’un kalabalık caddelerinde, ikinci evine doğru giderken direksiyonu sımsıkı kavramıştı. Öfkeden kalbi hızla çarpıyordu: Komşular yine kocasının kardeşinden şikayetçi olmuşlardı, oysa burası onun ailesinden kalan bir evdi. Ancak kapıyı açıp içeri adım attığında öğrendikleri yüreğine bir hançer gibi saplandı. Kocasının kardeşi, eşinin ihanetini açıklamıştı ve şimdi dünyası başına yıkılıyordu. Ayşegül’ün önünde, yüreğini parçalayan bir seçim vardı: ihaneti affetmek mi, yoksa sıfırdan başlamak mı?
— Ayşe, o benim kardeşim, başka gidecek yeri yok! — diye yalvarmıştı kocası Mehmet hikaye başlarken. — Esra’yla boşandı, nereye gidecek?
— Anneannemin evine koymak istemiyorum Serhat’ı, — diye karşı çıkmıştı Ayşegül, sesi güvensiz.
— Bir şey yapmaz, — diye ısrar etmişti Mehmet. — Anne babasının yanına mı gitsin?
— Neden olmasın? — diye tutunmuştu bu fikre.
— Koca adam, kırk beş yaşında, anne babasıyla oturması ayıp. Hem özel hayatı var, — demişti Mehmet, karısına yalvaran gözlerle bakarak.
— Tamam, kalsın! Ama komşular bir daha şikayet ederse kapı dışarı! — diye pes etmişti Ayşegül, uzun bir sessizliğin ardından.
— Hiç merak etme! — diye sevinmişti Mehmet, ellerini ovuşturarak.
Mehmet’in evle ilgili gizli bir planı vardı. “Kardeşine yardım” kisvesi altında, otuz dört yaşındaki karısının varlığından bile haberdar olmadığı sevgilisiyle burada buluşmayı tasarlıyordu.
— Hemen Serhat’ı götürüp eve bırakayım! — diye heyecanla çıkışmış, anahtarı kapıp evden fırlamıştı.
— Sanki kendisi taşınıyor, — diye hafifçe gülümsemişti Ayşegül, sonra işine dönmüştü.
Mehmet üç saat sonra dönmüştü. Ayşegül, farların ışığını görünce avluya fırlamıştı.
— Nerede kaldın bu kadar? Seni aramaya hazırlanıyordum! — diye şakayla karışık söylemişti.
— Serhat’a evi gezdirdim, — diye kaçamak bir cevap vermişti Mehmet, gerçeği saklayarak.
— Peki, elektrik-su faturasını o mu ödeyecek? — diye sormuştu Ayşegül aniden.
Mehmet duraksamış, gözleri oraya buraya kaçmıştı. Bunu kardeşiyle konuşmamıştı.
— Yahu, öyle zor durumdayken kardeşimden para almak ayıp, — diye çıkışmıştı. — Zaten evin parasını biz ödüyoruz, fazla bir şey harcamaz.
Ayşegül, ikna olmuş ve akrabadan para almanın doğru olmayacağını düşünmüştü. Ama Serhat yerleşir yerleşmez, ev tam bir keşmekeşe dönmüştü. Geceler boyu müzik sesi, gürültülü eğlenceler, türlü kadınlar, kavgalar… Komşular karakolu arayıp durmuş, ama polis sadece para cezası yazıp çekip gidiyordu.
Serhat, durumu kardeşine şikayet etmişti:
— Komşular bıktırdı, — demişti. — Biz sessiz takılıyoruz, onlar polis çağırıyor. Bir hallet şunu, yoksa beni atarlarsa, senin de yüzüne bakmazlar! — diye şaka yapmıştı.
— Hallederim, ama sen de biraz sakin ol, — demişti Mehmet. — Ayşe öğrenirse biteriz!
— Bir daha olmaz, — diye söz vermişti Serhat, ama o gece yine polis kapıya dayanmıştı.
Komşulardan biri dayanamayıp evin sahibini araştırmış ve Ayşegül’ü sosyal medyadan bulmuştu. “Burada neler olup bittiğinin farkında mısınız?” diye sorduğunda, aldığı cevap karşısında şok olmuştu: Ayşegül’ün haberi bile yoktu!
Bir saat sonra, Ayşegül öfkeyle kapıyı çalmıştı.
— Hoş geldin! — diye sırıtmıştı Serhat kapıyı açarken.
— Serhat, komşuların sabrı taştı! — diye patlamıştı Ayşegül. — Derhal çık git buradan!
— Çıkayım mı? — diye şaşırmıştı Serhat. — Kusura bakma ama sen güveni boşa çıkardın!
— Güveni sen bozdun! — diye kesmişti Ayşegül. — Toplanıp gideceksin!
— Öyle mi? O zaman kocanla ilgili bir şey anlatayım! — diye alaycı bir gülüşle söylemişti Serhat.
— Ne saçmalıyorsun? — diye donup kalmıştı Ayşegül.
— Burda gürültü yapan sadece ben değilim, — diye gülmüştu Serhat. — Senin Mehmet de fena çıktı!
— Neymiş o? — sesi titremişti.
— Sevgilisiyle burda buluşuyor, — diye çarpıştı gerçeği. — Üç aydır! Ve sen, gelinim, habersizsin!
Haber, şimşek gibi çarpmıştı. Ayşegül, yerin ayaklarının altından kaydığını hissetmişti.
— Defol buradan! — diye bağırmıştı, kapıyı göstererek.
— Peki kocana ne yapacaksın? — diye sırıtmıştı Serhat.
— Seni ilgilendirmez! — diye hırlamıştı. — Çık git!
Serhat, alaycı kahkahalar atarak eşyalarını toplamış ve yirmi dakika sonra kaybolmuştu. Ayşegül, harabeye dönmüş evde tek başına kalmıştı. İçeri girince, anneannesinin evini tanıyamamıştı: Eskiden kalan huzurdan eser yoktu. Kirli duvarlar, dağılmış eşyalar, sigara kokusu… Her şey, onu nasıl aldattıklarını haykırıyordu. Pencereleri ardına kadar açmış, ihanetin izlerini savurmaya çalışmıştı.
Eve döndüğünde, Mehmet’le yüzleşmek zorundaydı. Önce her şeyi inkâr etmiş, ama sonunda çöküp af dilemeye başlamıştı. Ayşegül, bahanelerini dinlemiş amaAyşegül artık biliyordu ki, bu yeni başlangıçta kendisine yeniden güvenmekten başka seçeneği yoktu.




