Gülay Hanım, oğlunun ve gelininin evinin kapısını heyecanla çaldı. Yüzünde mutluluk parlıyordu; geçen hafta sonuçok görkemli bir düğünle evlenen küçük kızının fotoğraflarını göstermek istiyordu. Kapıyı açan gelini Aylin’di, gözleri ağlamaktan kızarmış, yüzü asıktı. “Aa, siz miydiniz? Buyurun” diye soğuk bir şekilde karşıladı. Gülay Hanım hemen bir terslik olduğunu hissetti. “Aylin, bir şey mi oldu?” diye temkinli bir şekilde sordu, içeri girerken. “Oldu tabii! Oğlunuzla boşanıyoruz!” diye patladı Aylin, sesi hınçla titriyordu. “Nasıl boşanıyorsunuz? Neden?” diye şaşkınlıkla haykırdı kayınvalide, kulaklarına inanamayarak. “Oğlunuzun ne yaptığını bilmiyor musunuz?” dedi Aylin, zehirli bir alayla. “Hayır! Ne yaptı?” Gülay Hanım şaşkınlıkla gelinine bakarken, kalbinin sıkıştığını hissetti.
İki ay önce, Sakarya Nehri kıyısındaki şirin kasabada, Aylin ile kocasının kız kardeşi Aslı arasında bir tartışma patlak vermişti. “Düğün hayatta bir kere olur! Neden böyle basit geçiştiriyorsunuz?” diye kızmıştı Aslı, Aylin ve erkek kardeşi Emre’nin görkemli bir düğün yapmama kararını duyunca. “Bana göre boşa para harcamak olur. Bu parayı daha değerli bir şeye harcasak daha iyi,” diye sakin cevap vermişti Aylin. “Mesela?” diye kuşkuyla sormuştu Aslı, sesi şüphe doluydu. “Tatile, arabaya ya da evin peşinatına yatırabiliriz,” diye saymıştı Aylin. “Yani paranız var ama düğüne harcamak istemiyorsunuz, öyle mi?” diye şaşırmıştı Aslı. Aylin doğrudan cevap vermemişti, ama suskunluğu her şeyi anlatıyordu.
Emre ve Aylin, sadece belediyedeki nikâh töreni ve en yakınlarıyla küçük bir akşam yemeğiyle yetinmişlerdi. Aile yemeğine Aslı ve nişanlısı da davet edilmişti. Önce gelmeyeceğini söylemişti, ama son anda fikrini değiştirmişti. Aslı’nın bir planı vardı; akşamı altüst edecek bir sürpriz hazırlıyordu.
Nikâhtan sonra, çift ve misafirleri Aylin’in ailesinin şehrin kenarındaki geniş evine gittiler. Gelinin ailesi yemek hazırlıklarıyla ilgilenmişti. Misafirler azdı, sadece on iki kişi, ama masa ev yapımı lezzetlerle doluydu.
Genç çiftin şerefine kadehler kalkmaya başladığında, Aslı aniden ayağa kalktı. Heyecandan sesi titriyordu ama gürültüyle konuştu: “Yeni çifte mutluluklar diliyorum! Ama söylemem gereken bir şey daha var: Ben de Can’la evlenmeye karar verdik!” Herkesin bakışları Aslı’ya çevrildi. Misafirler ona tebrikler yağdırırken, Aylin’in kalbi burkuldu. Aslı, gözleri parlayarak, şehrin konuşacağı görkemli bir düğün yapacağından övünüyordu.
Aylin, akşam boyunca içindeki burukluktan kurtulamadı. Onun özel olması gereken günü, başkasının haberiyle gölgelenmişti. Misafirler gittikten sonra, Emre’ye içini döktü: “Neden bunu söyledi ki? Bize kötülük olsun diye mi? Düğün yapmadığımız için yüzümüze vurmak mı istedi?” dedi öfkeyle. “Boş ver, Aylin,” diye yatıştırmaya çalıştı Emre. “Paramız cebimizde kaldı, önemli bir şeye harcarız.” “Hadi denize kaçalım o zaman!” diye atıldı Aylin. “Bütün bu gürültüden uzaklaşalım.” Emre, “Yarın konuşuruz,” diye yuvarlak bir cevap verdi ve Aylin, yorgun düştüğü için konuyu kapatmak zorunda kaldı.
İki hafta sonra, Aslı Emre ve Aylin’e düğün davetiyesini verdi. “Gitmek istemiyorum,” dedi Aylin, davetiyeyi elinde çevirirken. “İstemiyorsan gitmeyiz,” diye gülümsedi Emre. “O zaman denize gidelim mi?” diye canlandı Aylin. “Aslı bizim günümüzü mahvetti, onu görmek istemiyorum.” Emre aniden tedirgin oldu. Bakışları kaçmaya başladı, alnında ter damlaları belirdi. “Belki sonra gideriz? Kız kardeşimin düğününe gitmemek olmaz,” diye çekingen konuştu. “O zaman niye baştan öyle dedin?” diye kırılarak çıkıştı Aylin, uzaklaştı.
İçi burkularak, Aylin yine de Aslı’nın düğününe gitti. Tören nefes kesiciydi: limuzin, şehrin en iyi restoranında görkemli bir resepsiyon, havai fişekler, profesyonel fotoğrafçılar. “Vay be, ne gösteriş!” diye başını salladı Aylin. “Elbise herhalde yüzbin liradır. Bir gün için bu kadar para harcanır mı?” Emre mırıldandı, Aylin onu onaylayıp onaylamadığını anlamadı.
Ertesi gün Aylin tekrar deniz planını gündeme getirdi: “Ucuz bilet buldum, hadi gidelim!” “Aylin, paramız yok,” diye birden itiraf etti Emre, yüzündeki gülümseme zorakiydi. “Nasıl yok?” diye güldü Aylin. “Dörtyüz bin lira biriktirmemiş miydik?” “Ben… Aslı’ya düğünü için verdim,” diye kekeledi Emre, gözlerini kaçırarak. “Ama geri ödeyecek.” Aylin’in yüzü bembeyaz oldu, sesi titredi: “Verdin mi? Bana sormadan? Bu parayı beraber biriktirdik!” “Aslı çok ısrar etti,” diye savunmaya geçti Emre. “Tümünü değil ama taksitle geri verecek.” “Sonra değil, şimdi lazım bana!” diye bağırdı Aylin, yerin ayaklarının altından kaydığını hissetti.
Tam o sırada kapı çalındı. Gülay Hanım, elinde düğün fotoğraflarıyla içeri girdİşte o an, Aylin hayatındaki en önemli dersi aldı: güvenin kırılgan bir hazine olduğunu ve onu hak etmeyenlere asla emanet etmemesi gerektiğini.




