Doğum izni kabusu: geçmişin gölgesi ve boşanma tehdidi
Doğum izni benim, Ayşe’nin, için gerçek bir imtihana dönüştü ve neredeyse ailemizi yok ediyordu. Sakarya’nın kıyısındaki küçük bir kasabada, ilk çocuğumuzla geçen üç yıl, Mehmet’le olan evliliğimizi bir savaş alanına çevirdi. Şimdi hayat normale dönmüşken, eşim ikinci bir çocuk istiyor, ama o karanlık günlerin anıları bana panik yaşatıyor. Onun bu ısrarı bizi yeniden kavgalara ve belki de boşanmaya sürükleyebilir. Ailemi kaybetmeden kendimi nasıl koruyabilirim?
Oğlumuz Ali doğduğunda, umut doluydu içim. Doğum izninden önce Mehmet’le olan hayatımız kusursuzdu. İki yıl flört ettik, sonra iki yıl da evlenmeden birlikte yaşadık. Ne ev işleri ne de para yüzünden kavga ettik. Görevleri eşit paylaşıyor, harcamaları konuşuyor, her konuda anlaşıyorduk. Çocuğu planlıydık, zorluklara hazırlıklıydık, ama gerçeğin bu kadar ağır olacağını hayal edemezdim. Sevdiğim, anlayışlı sandığım Mehmet öyle değişti ki, tanıyamaz oldum onu ve evliliğimiz çatırdamaya başladı.
Bebeğimizle geçen ilk aylar bir cehennemdi. Tecrübesiz bir anne olarak ağlamalara, gaz sancılarına, uykusuz gecelere nasıl dayanacağımı bilemiyordum. Bütün hayatım Ali’nin etrafında dönüyordu, ama Mehmet bunu anlamıyordu. Ona göre ben sadece üç saatte bir bebeği emziriyor, emzik veriyor ve bütün gün boş vaktim oluyordu. “Evdesin işte, ne zorluğu var?” diyor, karmaşık akşam yemekleri yapmayı bırakmamdan, daha seyrek temizlik yapmamdan, gömleklerini ütülemeyi unuttuğumdan şikayet ediyordu. Dünün çorbasını ısıttığımda yüzünü buruşturuyordu: “Bunu yemek imkansız!” Ama yardım etmeye hiç niyeti yoktu. “Ben işte didiniyorum, sen evdesin, halledebilirsin,” diyor, bebekle geçen 24 saati görmezden geliyordu.
Her şey kavga sebebi oluyordu: raftaki toz, yıkanmayan tava, dünün yemeği. Mehmet hafta sonları bile yardım etmiyor, bana bağırıyordu: “Benim annem üç çocukla baş ediyordu, bahçeyle uğraşıyor, her gün yemek yapıyordu! Sen bir çocukla evde bile işleri kotaramıyorsun!” Sözleri yüzüme tokat gibi iniyordu. Bir hiç gibi hissediyor, onun umursamazlığıyla ona olan sevgim ölüyordu. Ama en acısı parayı kontrol etmesi oldu. Doğum iznine çıkıp maaş alamayınca, Mehmet beni “savurgan” ilan etti. Alışveriş listesi istiyor, sadece kendince gerekli olanları alıyordu. Bir gün kuaföre gitmeyi çizdi: “Zaten iyi görünüyorsun, parayı boşa harcama.” Utançtan boğuluyordum.
Mükemmel evliliğim bir kafese dönüşmüştü. Kaçmak istiyordum, ama evim yoktu, işim de yoktu. Gözyaşları içinde karar verdim: izin bitene kadar dayanacak, işe dönecek ve Ali’yi alıp gidecektim. Bu düşünce bana güç verdi. Ama iznin sonlarına doğru bir şeyler değişti. Mehmet bir gün beni kuaföre götürdü, işe dönmeden önce “harika görün” diye yeni kıyafetler aldı. Ali kreşe başlayıp ben ofise dönünce, Mehmet başka bir insana dönüştü. Yeniden o sevgi dolu, ilgili adam olmuştu. Ev işlerine yardım ediyor, parayı saymıyordu, gözlerime inanamıyordum. Kavgalar unutuldu, kırgınlıklar soldu ve boşanma fikrini bir kenara bıraktım. Yeniden aile olmuştuk.
Fakat bu kırılAma şimdi, ikinci bir çocuk isteğiyle eski karanlık gölgeler yeniden üzerime çökerken, içimdeki o derin korkunun asla geçmediğini anlıyorum.




