Oğlum ve gelinime yardım etmek için yanlarına gittim, ama beni Noel arifesinde kapının önüne koydular.
Adım Ayşe Yılmaz. Oğlum Emir benim için her şeydi. Okulu bitirdikten sonra beraber İzmir’de yaşadık. Onun özel hayatına karışmamaya özen gösterdim, ama evimizde zaman zaman farklı kızlar gelip giderdi. Birkaç kez düğüne gidiyor gibi olduk, ama her seferinde bir şeyler ters gitti.
Emir hep sağlam, gerçek bir aile hayali kurardı, ama görünüşe göre her kız bunu istemiyordu. Sonuncusu açıkça “ana kuzusu” ile yaşayamayacağını söylemişti. Bunu duymak beni çok incitmişti, çünkü hiçbir zaman ilişkilerine burnumu sokmamış, fikirlerimi dayatmamış, onları kontrol etmemiştim. Ama anlaşılan sadece orada olmam bile ona engel oluyordu.
Anladım ki, biz beraber yaşadıkça, oğlumun kendi hayatını kurması zor olacaktı. Bu yüzden zor bir karar verdim ve ona alan açmak için köydeki aile evime taşındım. Bir yıl geçti. Bu sürede evlendi ve çocukları olacağını öğrendik. Bebek ocak sonunda doğacaktı. Tüm bu zaman boyunca beni çağırmadı, ama gücenmedim. Taze evlilerin kendi başlarına zaman geçirmeleri gerektiğini düşündüm.
Noel yaklaşıyordu ve ben de aralık ayında onları ziyarete gitmeye karar verdim. Sadece görmek için değil, yardım etmek için gidiyordum. Belki bebek için bir şeyler hazırlamaları gerekiyordur, belki gelinime bir şeyler öğretebilirim, zorlanırsa yanında olurum diye düşündüm. Yanıma hediyeler, reçel, ördüğüm battaniye ve bir sürü yiyecek aldım. Mutlu olacaklarını ummuştum. Beraber Noel’i kutlar, bir hafta kalır, gelinin rahatı için ev işlerine yardım ederim diye hayal ettim. Sonuçta ben bir anneyim, ihtiyaç duyduklarında yanlarında olmalıyım.
Ama Emir’in beni karşılayışını asla unutmayacağım. Kapıyı açtı ve daha ilk anda, “Anne, keşke arasaydın… Burada yerimiz yok. Elif’in annesi, Şükran Hanım yakında gelecek. Onun bize yardım edeceği konuşuldu zaten. Üzgünüm, ama kalamazsın,” dedi. İçeri bile buyur etmedi. Öylece durdu, sanki bir yabancıymışım gibi, zamansız bir misafirmişim gibi davrandı.
Yine de içeri girdim, biraz oturdum, çay içtik. Emir her şey normalmiş gibi davranıyor, bana nasıl olduğumu soruyordu. Ama her beş dakikada bir saate bakıyordu. Anladım. Beni beklemiyordu. İstemiyordu. Rahatsızlığını saklamaya bile çalışmıyordu.
Sonra çantamı taşıdı, son otobüse bindirdi beni. Noel arifesinde. Hep birlikte kutladığımız bir bayramda. O gece, kocamı kaybettiğim gün bile bu kadar ağlamamıştım. Çünkü hissettim ki hayatlarından silinmiştim. Artık bir anneye ihtiyaçları yoktu. Yardımıma da yoktu. Fazlalıktım.
Bir hafta geçti. Bir telefon, bir mesaj, bir özür bile yok. Sanki hiç gitmemişim gibi. Sanki hiç kimse değilmişim gibi. Oysa bütün hayatımı oğluma adadım. Okusun diye iki işte çalıştım, kendime hiçbir şey almadım ki o rahat etsin. Şimdiyse basit bir “teşekkür”ü bile hak görmüyorlar, bir bayramı beraber geçirmeye bile değer bulmuyorlar.
Ne yapmıştım ki bunu hak ettim? Bu zamanda annenin sevgisi artık değersiz mi? Bir çocuk için her şeyini veren bir anne, yüreği ağır, kimsesiz bir şekilde evine mi dönmeli?..




