Bugün günlüğüme yazmak istiyorum çünkü yeni erkek arkadaşım Emre ile annemin Kurban Bayramı yemeğine gitmemiz tam bir fiyaskoydu. Ne kadar pişman oldum bilemezsiniz. Aile toplantıları her zaman sıcak ve samimi olur derler, ama bizimkiler öyle değil. Annem Zeynep Hanım’ın evine vardığımızda, kapıdan içeri girer girmez kalabalığın içinde boğulacak gibi hissettim. Üç kız kardeşim—Ayşe, Fatma ve Elif—hepsi eşleri ve çocuklarıyla gelmişti. Üstelik annemin kardeşi, dayım Mehmet, eşi ve iki oğluyla birlikte oradaydı. Bir de uzak akrabalardan kimler kimler… İsimlerini bile zor hatırladığım insanlarla dolu bir ev. İşte tam da bu aile kasırgasının ortasında ben ve Emre, henüz tanıştırdığım yeni erkek arkadaşım. Keşke hiç getirmeseydim.
Daha kapıda macera başladı. Annem hemen Emre’ye sorular yağdırmaya başladı: “Emre, ne iş yapıyorsun? Kaç yaşındasın? Gelecek planların neler?” Emre sakindi, gülümseyerek cevaplıyordu ama gözlerindeki gerginliği fark ettim. Kardeşlerim ise adeta anlaşmışçasına ona bir sınav çektiler. En büyük kardeşim Ayşe, hemen kocasının terfi aldığını ve yeni bir araba aldıklarını anlatmaya başladı. Fatma, kızının bale derslerine başladığını ve sahne aldığını övünerek anlattı. En küçük kardeşim Elif ise bana fısıldayarak, “Vay canına, nerden buldun bu genci?” diyerek işin tuzu biberi oldu. Emre benden beş yaş küçük ve bu, akşamın en büyük dedikodusu oldu.
Annem Zeynep Hanım, misyonunun Emre’yi tıka basa doyurmak olduğuna karar verdi. Sürekli ona börek ikram ediyor, “Ye yavrum, biraz zayıfsın, kilo almalısın!” diyordu. Emre mahcup bir teşekkürle karşılık verdi ama tabağındakileri bitirmekte zorlandığını görüyordum. Sonra annem geçmişe daldı: “Emre, bizim kız pilotla evlenmek isterdi küçükken! Sen pilot değilsin ama yakışıklı bir delikanlısın, sakın bizi mahcup etme!” Masadakiler kahkahalara boğuldu, ben ise yerin dibine girmek istedim. Emre sadece gülümsedi ama rahatsız olduğunu biliyordum.
Dayım Mehmet, Emre’yi test etmeye kararlıydı. Ona ev yapımı şarap doldurdu ve bir kadeh kaldırdı: “Gençlere! Ama evladım, bizim ailede işler ciddidir. Kadınlarımız güçlüdür!” Emre başını sallayıp kadehi içti ama masanın altında elimi daha sıkı tuttuğunu hissettim. Dayı, “Hadi bakalım, bahçeye çık da bir odun kırmayı görelim!” deyince dayanamadım. “Dayı, yeter artık, oduncu mu bu?” dedim. Herkes güldü ama Emre’nin artık kaçış planları yaptığını görebiliyordum.
Kardeşlerimin çocukları da işin tuzu biberi oldu. Yeğenler evin içinde koşturup duruyor, çığlık atıyor, vazoyu deviriyorlardı. Fatma’nın oğlu Emre’ye koşup, “Sen bizim yeni babamız mı olacaksın?” diye sordu. Neredeyse boğazımdaki şerbeti tükürüyordum. Ama Emre hiç şaşırmadan, “Şimdilik sadece Emre’yim ama arkadaşın da olabilirim,” dedi. Çocuk başını sallayıp uzaklaştı, ben ise Emre’nin soğukkanlılığına hayran kaldım.
En kötü an ise geçmişimin konuşulduğu andı. Ayşe, sanki laf arasında, eski kocamı hatırlattı: “Önceki daha olgun ve iyi bir pozisyondaydı, şimdi gençlere mi düştün?” Yanaklarımın yandığını hissettim. Emre duymamış gibi yaptı ama incindiğini biliyordum. Annem konuyu değiştirmek için benim küçükken ne kadar güzel börek yaptığımı anlatmaya başladı, ama bu durumu daha da kötüleştirdi. Kardeşlerim ve dayım Mehmet eski aşklarımı, okul günlerindeki yaramazlıklarımı, hatta geçen bayramda perdeyi nasıl yaktığımı anlatmaya başladılar. Emre gülümsüyordu ama kendini dışlanmış hissediyordu.
Akşama doğru dayanacak gücüm kalmamıştı. Emre’yi alıp eve gitmek istiyordum. O ise, sanki aklımdan geçenleri okumuş gibi, “Sorun yok, iyiyim. Ailen çok… renkli,” diye fısıldadı. İşte o an onun benim için çabaladığını anladım. Bu bana güç verdi. Tekrar kadeh kaldırırken söz aldım. “Hepinize teşekkür ederim, burada olduğunuz için,” dedim. “Ama şunu bilin ki Emre benim için çok önemli ve onunla birlikteyken mutluyum. O yüzden lütfen bayramı kutlayalım ve mülakata çevirmeyelim, tamam mı?” Annem başını salladı, kardeşlerim sus pus oldu, dayım Mehmet ise kadehi kaldırıp, “Akıllı kadınlara!” dedi.
Akşamın ilerleyen saatlerinde hava yumuşadı. Emre’yle birlikte Elif’in açtığı eski şarkılara bile dans ettik. O an fark ettim ki, tüm bu karmaşaya rağmen ailemle geçirdiğim bu an benim için değerliydi. Evet, bazen dayanılmaz olabiliyorlar ama onlar benim ailem. Ve Emre… bu sınavı başarıyla atlattı. Arabaya bindiğimizde bana dönüp, “Biliyor musun, annen haklı. Seni mahcup etmemek lazım,” dedi. Gülüştük ve o çılgın günün bizi daha da yakınlaştırdığını anladım.
Bir dahaki sefere Emre’yle anneme sadece çay içmeye gideceğiz, bu kalabalık olmadan. Ya da en azından kardeşlerimden şakalarını kendilerine saklamalarını isteyeceğim. Ama bir şeyi çok iyi biliyorum: Emre, tüm bu aile toplantılarına değer biri.




