Tabii ki hiç istemiyorum ama eşyalarımı topluyor ve oğlum Deniz’le birlikte annem, Güler Hanım’a gidiyorum. Bunun sebebi de dün çocukla parkta gezerken kocam Emre’nin misafirperverlik yapıp kuzeni Ayşe’yi, eşi Mehmet’i ve iki çocukları Elif ile Arda’yı bizim odamıza alması. Üstelik benimle konuşmaya bile gerek görmemiş! Sadece, “Siz Deniz’le annende kalabilirsiniz, orada yer bol” demiş. Böyle bir saygısızlığa hâlâ şaşkınım. Burası bizim evimiz, bizim odamız, ben şimdi bavul toplayıp başkalarına yer mi vereceğim? Hayır, bu kadarı da fazla artık.
Her şey Deniz’le geziden döndüğümde başladı. O her zamanki gibi yorgun ve huysuzdu, ben de onu yatırıp sessizce bir çay içmeyi hayal ediyordum. Eve girince bir curcuna! Yatak odamızda, bizim Emre’yle yattığımız yerde Ayşe ile Mehmet yerleşmişti bile. Çocukları Elif ve Arda etrafta koşturuyor, oyuncakları sağa sola atıyor, benim eşyalarım—kitaplarım, makyaj malzemelerim, hatta dizüstü bilgisayarım—sanki artık burada yaşamıyormuşum gibi bir köşeye istiflenmişti. Şaşkınlıktan donakaldım ve Emre’ye, “Bu ne böyle?” diye sordum. O ise sanki hava durumundan bahsediyormuş gibi sakince, “Ayşe’ler geldi, kalacak yerleri yok. Siz Deniz’le annene gidebilirsiniz, orası geniş” dedi.
Öfkeden nefesim kesildi. Öncelikle burası bizim evimiz! Bu evin parasını birlikte ödedik, birlikte döşedik, mobilyaları seçtik. Şimdi de ben taşınmalı mıyım, çünkü onun akrabaları şehre gelmek istemiş? İkincisi, neden bana sormadı ki? Belki yardım ederdim, ama en azından nasıl olacağını konuşabilirdik. Şimdi ise hazır bir kararı kabullenmem bekleniyor. Ayşe ise özür bile dilemedi. Sadece gülümsedi ve, “Ayşegül, üzülme, birkaç haftalığına geldik!” dedi. Birkaç hafta mı? İki gün bile istemiyorum yabancıların eşyalarıma dokunmasını!
Mehmet ise hiç konuşmuyordu. Bizim koltuğa oturmuş, benim sevdiğim fincanımdan kahvesini yudumluyor, Ayşe bir şey söyledikçe başını sallıyordu. Çocukları ise ayrı bir dertti. Altı yaşındaki Elif halımıza meyve suyu dökmüş, dört yaşındaki Arda da gardrobumu saklanma yeri sanmıştı. Burasının otel olmadığını ima etmeye çalıştım ama Ayşe elinin tersiyle savurdu: “Aman, çocuk işte, ne yaparsın!” Tabii, onların dağınıklığını da ben temizlerim herhalde.
Emre’yle konuşmaya çalıştım. Ona, böyle bir kararı arkamdan almasının beni incittiğini söyledim. Deniz’in düzeninin bozulmasının onu etkileyeceğini, annemde bir sedirde uyumak zorunda kalmasının doğru olmadığını anlattım. Ama Emre omuz silkti: “Ayşegül, abartma. Aile işte, yardım etmeliyiz.” Aile mi? Peki ya ben ve Deniz, biz aile değil miyiz? Öfkeden gözlerim doldu ama ağlamak yerine eşyaları toplamaya başladım. Eğer susup katlanacağımı düşünüyorsa yanılıyor.
Annem Güler Hanım olanları duyunca çok kızdı. Telefonda, “Ne yani, Emre şimdi sizin evinize kimin geleceğine mi karar veriyor? Hemen gelin, sizi bekliyorum, sonra kocanla konuşursun” diye söylendi. Annem dik başlı bir kadındır, şimdiden gelip misafirleri kovmaya hazır. Ama ben şimdilik kavga istemiyorum. Sadece oğlumun rahat etmesini ve ne yapacağımı düşünmek için biraz sükûnete ihtiyacım var.
Bavulu hazırlarken zihnimden geçenleri tekrar tekrar yaşadım. Nasıl olur da Emre bizi kendi hayatımızdan bu kadar kolay silebildi? Hep iyi bir eş olmaya çalıştım: yemek yaptım, temizlik yaptım, onu destekledim. Ama o, yabancıların yatağımızda olduğunu görmenin nasıl hissettireceğini düşünmedi bile. En acısı da özür bile dilemedi. Sadece “Büyütüyorsun” dedi. Özür dilerim Emre, ama bu büyütmek değil, yatağıma kurulmuş kocaman bir problem!
Şimdi anneme gidiyorum ve açıkçası bu düşünce biraz olsun rahatlatıyor. Güler Hanım’ın evi her zaman sıcaktır, börek kokar, Deniz de bahçesinde oynamaya bayılır. Ama bu meseleyi böyle bırakmayacağım. Kararımı verdim: döndüğümde Emre’yle ciddi bir konuşma yapacağım. Eğer bir aile olacaksak, bana ve oğluma saygı duymalı. Ayşe’ler de kendilerine bir oda veya otel bulsunlar. Yardım etmeye karşı değilim, ama rahatım ve iznim olmadan değil!
Deniz’in oyuncaklarını çantaya doldururken bana büyük gözlerle bakıp sordu: “Anne, büyükanneme uzun kalacak mıyız?” Onu kucaklayıp, “Hayır tatlım, kısa bir süreliğine. Sonra eve döneriz” dedim. Ama içimden biliyorum: ancak orası yine bizim evimiz olduğunda döneceğim. Emre de düşünsün artık—ona göre ne daha önemli: “misafirperverliği” mi, yoksa bizim ailemiz mi?
**Ders:** Evlilik, karşılıklı saygı ve ortak kararlar üzerine kuruludur. Kimsenin, eşinin ve çocuğunun huzurunu hiçe sayarak tek başına karar verme hakkı yoktur. Bazen sınırları çizmek, sevgi kadar önemlidir.




