Üç Haftalık Evlilik ve Boşanma Düşünceleri

Üç Haftalık Evlilik ve Boşanma Düşünceleri

Sadece üç hafta oldu evleneli, ama daha fazla dayanamıyorum. Boşanma davası açmak istiyorum çünkü Mehmet’le geçirdiğim her gün, kalbimi sıkıştıran bir işkenceye dönüşüyor. Annem, Ayşe Hanım, sürekli “Zeynep, sabret, henüz yeni kurduğun yapıyı hemen yıkma. Zamanla her şey yoluna girer,” diyor. Ama nasıl sabredeyim ki şimdiden hayatımın en büyük hatasını yaptığımı hissediyorum? Mehmet’i seviyordum, mutlu olacağımıza inanıyordum. Şimdi ise oturmuş, nasıl bu kadar yanılabildiğimi düşünüyorum.

Mehmet’le çıkarken her şey bir masal gibiydi. İlgiliydi, çiçekler getirirdi, tatlı mesajlar atardı, hep birlikte hayalini kurduğum aileyi kuracağımıza söz verirdi. Onunla çocuklar yetiştirmek, seyahat etmek, saçma şakalara gülmek isteyeceğim birini görüyordum. Üç hafta önce düğünümüz vardı—bembeyaz bir gelinlik, sabaha kadar danslar ve sonsuz aşk için kadehler kaldırdık. O an Mehmet’e bakıp “İşte benim mutluluğum,” demiştim. Ama birlikte yaşamaya başlar başlamadan masal bir kâbusa dönüştü.

İlk uyarı işaretleri düğünden bir gün sonra ortaya çıktı. Balayından dönmeyeceğiz, derken Mehmet, bavulları yerleştirmeme yardım etmek yerine telefonuna gömülüverdi. “Zeynep, yorgunum, sen halleder misin?” dedi. Yutkundum, belki gerçekten bitkindi diye düşündüm. Ama sonra bu, alışılmış bir hâl aldı. Bulaşıkları bırakıyor, çorapları evin her köşesine atıyor, yardım istediğimdeyse “Sen eşsin, bu senin işin,” diyor. Benim işim mi? Ben de çalışıyorum, ondan erken eve gelmiyorum, akşam yemeği hazırlıyor çünkü o “dışarıdan yemeği sevmiyormuş.” Ben evliliği bir ortaklık sanıyordum, birinin diğerine hizmet etmesi değil.

Ama bu kadarla kalmadı. Mehmet, daha önce fark etmediğim karakterini göstermeye başladı. Her şeye sinirleniyor: masada bardak bıraktığımda, çöpül atmayı istediğimde, önemli bir konuda konuşmak istediğimde bile. Geçenlerde bir araba için birikim yapmayı, evlilik yıldönümümü kutlamayı konuşmaya çalıştım. “Zeynep, bu kadar üsteleme, zaten işten bunalmışım,” dedi. Ne işi? Koltukta sosyal medyayı mı kaydırmak? Ona bakıyorum da bana sonsuza dek seveceğine yemin eden o adamı tanıyamıyorum.

En acısı ise bana davranışı. Dün akşam yemeği hazırlıyordum, işten çıkmış yorgundum, mutfağa geldi ve “Annemin yaptığı gibi olmamış bu çorba,” dedi. Neredeyse kepçeyi fırlatacaktım. Anneninki gibi değil mi? O zaman annene git! Özenmiştim, güzel bir şeyler yapmak istemiştim, bir teşekkür bile etmedi. Üstelik üstüne bir de “Bir de biraz daha kendine çekidüzen versen, sabahlığıyla geziyorsun, ninem gibi,” diye ekledi. Bu son damlaydı. Daha üç hafta oldu evleneli, şimdiden görünüşümü mü eleştirecek? Yatak odasına çekilip sabaha kadar ağladım. Onun sözlerinden değil, anladığım şeyden dolayı: bu, benim Mehmet’im değil. Bu, birlikte olmak istemediğim bir yabancı.

Annemi aradım, anlattım her şeyi. Ayşe Hanım dinledi ve “Evlilik emek ister, Zeynep. İlk zamanlar böyledir, birbirinize alışırsınız. Acele etme, bir şans daha ver,” dedi. Ama ne şansı? Değişmek isteğini görmüyorum. Özür dilemiyor, yardım etmiyor, takdir etmiyor. Kendimi bir hizmetçi gibi hissediyorum, eş değil. Annem fazla duygusal olduğumu, tüm çiftlerin bunu yaşadığını söylüyor. Ama ben “yaşamak” istemiyorum. Beni gerçekten seven, saygı duyan biriyle olmak istiyorum, ona kendimi beğendirmek zorunda olduğumu düşünen biriyle değil.

Bu sabah Mehmet’e “Böyle devam ederse boşanırım,” dedim. Bana şaka yapıyormuşum gibi bakıp “Aman Zeynep, abartma. Her şey normal,” diye cevap verdi. Normal mi? Ona göre belki, ama bana göre bir cehennem. Kendimi tanıyamıyorum. Düğünde dans eden o neşeli, özgüvenli kız nerede şimdi? Tek yaptığım, umursamayan birine yaranmaya çalışmak.

Boşanmayı ciddi ciddi düşünmeye başladım. Zor olacak—aileye anlatmak, eşyaları bölümsemek, baştan başlamak. İnsanlar fısıldaşacak: “Üç haftalık evli, şimdiden boşanıyor? Nasıl bir eşmiş bu?” Ama dedikodular umurumda değil. Beni yıkan bir insanla yaşamak istemiyorum. Aile hayali kurmuştum, hizmetçi rolü değil. Mehmet değişmezse gideceğim. Değer görmemekten kendime bir dost olmak daha iyi.

Ama içimin bir köşesinde hâlâ umut var. Belki annem haklıdır, belki bu sadece bir alışma sürecidir? Belki Mehmet beni kaybedeceğini anlar ve çaba gösterir? Kendime bir hafta süre verdim. Bu sürede bir şey değişmezse, avukatın yolunu tutacağım. Şimdilik ise dişimi sıkmaya çalışıyorum, her geçen gün bir sınav gibi. Düğün fotoğrafımıza bakıyorum ve diyorum ki: Bana mutluluk vaat eden o Mehmet nerede? Nasıl bu kadar yanıldım? Ama şunu biliyorum: Ben daha fazlasını hak ediyorum.

Rate article
Lifequest
Üç Haftalık Evlilik ve Boşanma Düşünceleri