Oğlumun Delik Çorapları

Oğlumun Delik Çorapları

Oğlum Emre ve gelinim Ayşegül akşam yemeğine bana geldiklerinde, her zamanki gibi sofrayı bayram sofrası gibi hazırladım: mercimek çorbası, köfte, püre, salata—her şey en sevdikleri şekilde. Ama Emre, girişte ayakkabılarını çıkarınca neredeyse yere yığılacaktım: iki çorabında da kocaman delikler vardı ve parmakları utanmazca dışarı fırlamıştı! Şok olmuştum. Bu neydi böyle? Benim büyüttüğüm, giydirdiğim, kendine bakmayı öğrettiğim oğlum, böyle paçavralarla mı geziyordu? Peki ya gelinimin gözleri neredeydi? Bu artık bir sınırı aşmaktı! Hâlâ o görüntüyü unutamıyorum ve içimdeki öfkeyi bir yere dökmem lazım, yoksa patlayacağım.

Ben, Fatma Hanım, hayatım boyunca Emre’nin hiçbir şeye muhtaç olmaması için çabaladım. Ona gömlekler diktim, en kaliteli ayakkabıları aldım, kendim kuru ekmek yerken bile. Mühendis olduğunda, Ayşegül’le evlendiğinde, bir an rahatlamıştım. Güya aklı başında, evine bağlı bir kızdı. Kendi evlerinde yaşıyorlar, ikisi de çalışıyor, her şey yolunda gibi gözüküyordu. Hayatlarına karışmıyorum ama arada yemeğe çağırıp onları özlediğimi belli ederim. Derken işte bu! Çoraplarındaki o delikler sadece bir görüntü değil, bir çığlıktı. Evlerinde bir şeylerin yanlış gittiğinin kanıtıydı.

Onlar içeri girdiğinde, her zamanki gibi sofrayı hazırlıyordum. Emre ayakkabılarını çıkarırken bir anlık gözüm ayağına takıldı. Önce gözüme inanamadım. Tertemiz giyiyor diye bildiğim oğlum nasıl böyle bir hâle gelmişti? Ama hayır, çoraplar öyle perişandı ki, sanki bir savaştan çıkmışlardı—her yanı delik deşik, topuklar erimiş, parmaklar özgürlük istiyordu. Donup kaldım, elindeki kaşığı bile düşürdüm. Ayşegül, bakışımı fark edince gülümsedi: “Ay, Fatma Hanım, Emre’nin kendisi böyle, kaç kere söyledim yeni alsın diye.” Kendisi mi? Peki sen, sevgili gelinim, neredeydin?

Yemekte aklım bir türlü sofrada değildi. Emre’ye bakıyordum, iştahla çorbasını içiyordu, ama benim aklımda bir tek o çoraplar vardı. Onu böyle görmek içimi acıtıyordu. Ayşegül ise rahat rahat işinden bahsediyor, sanki hiçbir şey olmamış gibiydi. Dayanamadım: “Emre, yavrum, bu çorapların ne böyle? İnsan utanır!” diye çıkıştım. O hafifçe sıkıldı, omuz silkti: “Anne, ne var bunda, eski işte, atmayı unutmuşum.” Atmayı unutmuş? Ayşegül ekledi: “Fatma Hanım, zaten kendi giyiyor, ben onun gardırobuna karışmıyorum.” Karışmıyorsun? Peki bir eş, kocasının görünümünden sorumlu değil mi?

Kendimi tutmaya çalışıyordum ama içim kaynıyordu. Yemekten sonra, Ayşegül salon geçince, Emre’ye sessizce sordum: “Oğlum, paranız mı yok çorap almaya, yoksa yıkayacak kimse mi yok?” Başını iki yana salladı: “Anne, bırak ya, fark etmemişim.” Fark etmemiş? O delikler uzaydan bile görünür! Ayşegül’le konuşmayı düşündüm ama dalga geçer diye vazgeçtim. Bunun yerine dolabı açtım, Emre’ye doğum günü için aldığım yeni çoraplardan çıkardım ve usulca uzattım: “Al, şunları giy, insanın içi sızlıyor bakınca.” Teşekkür etti ama umursamadığı belliydi.

Onları öyle yolcu ettim ama o gece uyuyamadım. Kafamda binbir soru: Nasıl böyle olabilir? Ayşegül çalışıyor, yoruluyor elbet, ama bu bir mazeret mi? Ben onun yaşındayken hem çalışıyordum, hem evi çekip çeviriyordum, hem de kocamın, çocuğumun her işine bakıyordum. O, birkaç çift çorabı makineye atamaz mı? Ya da yeni birkaç lira verip alamaz mı? Yoksa şimdi moda mı bu—paçavralarla dolaşmak? Ayşegül her zaman tertemiz, ojeli tırnaklarıyla gezerken, benim oğlumun çorapları lime limeydi. Bu sadece çoraplar değildi, bir semboldü! Demek ki kocasını umursamıyordu.

Ertesi gün, canım sıkıntısını atmak için arkadaşım Sevgi’yi aradım. Dinledikten sonra, “Fatma, karışma artık, ikisi de yetişkin, hallederler,” dedi. Yetişkin mi? Peki oğlum serseri gibi dolaşırken kim halledecek? Sevgi ekledi: “Belki de Ayşegül bunu kendine görev addetmiyordur. Artık kadınlar farklı.” Farklı mı? Tamam, çalışsınlar, kariyer yapsın, ama eşine bakmak da mı modası geçti? Her gün yemek beklemem ama çorap dikmek bu kadar zor mu?

Ayşegül’le konuşmaya karar verdim. Onu çaya davet ettim, Emre yokken. “Ayşegül, kusura bakma ama nasıl izin veriyorsun Emre böyle gezsin? Senin kocan bu,” dedim. Şaşırdı: “Fatma Hanım, o büyüdü artık, kendi karar verir ne giyeceğine. Ben defalarca söyledim yeni alsın diye.” Büyüdü de sen görmüyor musun delikleri? Hafiften ima ettim, eşinin böyle şeylere dikkat etmesi gerektiğini, ama gülümsedi: “Biz eşitiz, onun gardırobunu kontrol etmem.” Eşitlik bu mu? Biri paçavra, diğeri pırıl pırıl?

Şimdi ne yapacağımı düşünüyorum. Bir yanım, Emre’ye bir koli çorap alıp kendim yıkamak istiyor, ama diğer yanım biliyor ki bu benim işim değil. Kendileri çözmeli. Emre’ye “Oğlum, para sıkıntısı varsa söyle, ben yardım ederim,”Sonra bir gün, Emre’nin yeni çoraplarla geldiğini görünce içim bir nebze olsun rahatladı.

Rate article
Lifequest
Oğlumun Delik Çorapları