Mutfağımda oturmuş, her zamanki gibi sessizce çayımı yudumluyorum ama içimde bir kasırga kopuyor.
İzmir’in küçük bir kasabasında, deniz rüzgârının özgürlük kokusunu getirdiği bu yerde, 52 yaşındaki hayatım sessiz bir savaşa dönüştü. Adım Ayşe Kaya, ve iki odalı evimde oğlum Barış ile onun kız arkadaşı Gizem’le birlikte yaşamaktayım. Üç aydır üçümüz sıkışıp kalmış durumdayız, her geçen gün kendi evimin, benim küçük kalemimin yavaş kaybolduğunu hissediyorum. Masadaki kirli tabaklar sadece bir dağınıklık değil, sanki içimdeki yalnızlığın ve acının simgesi gibi.
**Oğlum, Evim**
Barış, benim tek evladım, gururum. Eşim vefat ettikten sonra onu tek başıma büyüttüm, tüm sevgimi ve emeğimi verdim. İyi yürekli ama biraz dalgın biri oldu. 25 yaşına geldiğinde Gizem’le tanıştı ve ona sevindim. Güler yüzlü, uzun saçlı, hep kibarlıkla selam veren bir kızdı. Barış, Gizem’in bizde kalacağını söylediğinde itiraz etmedim. “Anne, bir süreliğine, kendi evimizi bulana kadar,” demişti. Kabul ettim, birlikte yaşayabileceğimizi düşünmüştüm. Ne kadar da yanılmışım.
Evim, iki odalı, küçük ama sıcacık, anılarla dolu. Barış’ın ilk adımlarını burada attı, eşimle geleceği burada hayal ettik. Şimdiyse dar bir kafese dönüştü. Gizem ve Barış büyük odayı aldı, ben ise küçük odada küçücük bir yatakla idare ediyorum. Rahatsız etmemeye çalışıyorum ama onların varlığı içimi daraltıyor. Sanki ben yokmuşum gibi yaşıyorlar, ben de bir yabancı gibi onların hayatını izliyorum.
**Kirli Bulaşıklar ve Umursamazlık**
Her sabah mutfakta oturup çay içerken, çöken sessizliği onların bıraktığı bulaşık yığını bozuyor. Gizem omlet yapıyor, Barış kahvesini içiyor, kahkahalar yükseliyor, sonra kapıyı çarpıp gidiyorlar. İşe, arkadaşlara, bilmem nereye… Ben ise onların tabaklarıyla, fincanlarıyla, kırıntılarıyla baş başa kalıyorum. Yıkıyorum, çünkü dağınıklığa dayanamıyorum, ama her seferinde içimde biriken öfkeyi hissediyorum. Niye beni düşünmüyorlar? Niye kendi işlerini kendileri yapmıyorlar? Ben onların hizmetçisi değilim, ama öyleymişim gibi davranıyorlar.
Gizem bir kez bile “Ayşe Teyze, yardım edeyim mi?” demedi. Telefonda konuşarak yanımdan geçip gidiyor, bazen selam bile vermiyor. Barış, her sabah sarıldığım oğlum, şimdi beni görmezden geliyor. “Anne, iyi misin?” diye sorup kapıyı çarpıyor, ben de başımla onaylıyorum, acımı saklayarak. Umursamazlıkları bıçak gibi saplanıyor. Kendi evimde görünmez biri gibi hissediyorum, her köşede benim anılarım var ama kimse farkında değil.
**İçimdeki Sızı**
Barış’la konuşmayı denedim. Bir gün, Gizem işteyken, “Oğlum, zorlanıyorum. Temizlik yapmıyorsunuz, yardım etmiyorsunuz. Burada yabancı gibi hissediyorum,” dedim. Şaşırmış gibi baktı: “Anne, sen zaten hep yapıyorsun ya. Gizem yoruluyor, ben de. Üstüme gelme.” Sözleri yüreğimi dağladı. Benim de yorulduğumu görmüyor muydu? 52 yaşında, bir mağazada tezgahtarlık yapıyorum, kutular taşıyorum, bütün gün ayaktayım. Ama onlar için ben sadece “rahatsız etmeyen” bir figüre dönüştüm.
Sonra fark ettim ki, Gizem eşyalarımın yerini değiştiriyor. TencereBugün karar verdim, Barış’la konuşup bu duruma bir son vereceğim, çünkü artık susmak bana göre değil.




